RAHMAN SURESİ 10 ila 11 ve 12. Ayetler’in Güncel Bilimsel Bulgular Işığında İncelenmesi

Bismillahirrahmanirrahim

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

55/8 Rahman Suresi 10. Ayet

Yeryüzünü tüm canlılar için hazırladı (yaşanır hale getirdi)

وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِۙ

Vel arda vedaaha lil enam.

وَضَعَهَا (vedeaha) kelimesi yaymak, yerleştirmek, cümlesine göre; yaşanır hale getirmek anlamına gelir. Yüce ALLAH mübarek Sünnetullah’ı ile Dünya’mızı üzerinde insanların yaşamasına olanak veren bir yer haline getirmiştir. Dünyamızın Güneş ilk defa parlatıldıktan sonra oluşmaya başlamasından itibaren yaklaşık 4.6 milyar yıl geçmiştir. Evrenimizin yaşı ise 13.8 milyar yıldır. Bunlar güncel bilimsel verilerdir. Dünyamızın yaşanabilir hale getirilmesinin ilk aşaması dünyamızın yaratılışıdır, dünyanın yaratılışını bu sitede bulabileceğiniz ‘’Kur’an’a Göre Evrenin Yaratılışı’’ makalemde detaylı olarak anlatmıştım ancak Kur’an’ın insanları ve cinleri Yüce ALLAH’ın nimetlendirmesini zikrettiği Rahman Suresi incelememde tabii ki bu konudan tekrar bahsetmem gerekiyor. 

Önce Elektrostatik kuvvetler ve Gravitenin etkisi ile Güneşimizin oluşması daha sonra onun etrafında dönen taş ve kaya parçalarının bir araya gelmesiyle, yine aynı kuvvetlerin etkisiyle dünyamızın oluşturulup yuvarlatılması, çok sıcak olan dünya yüzeyinin soğuması, dünyaya demirin ve suyun indirilmesi, canlı hayatın suda başlatılması, dünyamızı kozmik zararlı radyasyondan koruyan manyetosferin ve atmosferimizin yaratılışı, dünya üzerinde toprağın bereketlendirilmesi, bitkilerin daha sonra hayvanların ve en son insanın yaratılışı Yüce ALLAH’ımızın Sünnetullah’ı ile gerçekleşmiştir.

Yüce Rabbimiz evreni yaratırken gün yoktu, gün bize göre dünyanın kendi ekseni etrafında bir turudur. Evrenin yaratılışında dünya henüz var olmadığına göre Yüce ALLAH ‘eyyamin’ ifadesi ile evreyi, bölümü bildirmektedir. 6 (altı) evre 13.8 milyar yıl olduğuna göre, bir evre 13.8/6 = 2.3 milyar yıl olur. Yerin ‘Ard’ yani dünyamızın yaşı bilimsel bıulgulara göre 4.6 milyar yıldır. Yani iki evredir, (Fussilet Suresi 9. Ayet) Kur’an’da işaret edildiği gibi, büyük bir mucizedir. Kur’an’da asla çelişki olmaz. (Nisa Suresi/82)

Fussilet Suresi 9. Ayet

De ki: “Gerçekten de yeri iki günde/evrede yaratana mı nankörlük ediyorsunuz? O’na denk olanlar mı görüyorsunuz? O, alemlerin Rabb’idir.”

قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ

Kul e innekum le tekfurune billezi halakal arda fi yevmeyni ve tec’alune lehu endada, zalike rabbul alemin

Yukarıdaki resimde yerçekimi ile merkezde sıkışmış olan maddeler parlama ile ilk Güneş’i oluşturuyor. Bu parlama ile (‘protoplanetary disc’) genişliyor ve tam disk halini alıyor. Daha sonra toz tanecikleri birleşerek büyük parçaları oluşturuyor. En büyük parça önündeki her şeyi toplayıp büyüyerek yörüngesinini temizliyor.

Yaklaşık 4,6 milyar yıl önce Yüce Allah duman halindeki göğe (solar nebula: %98 gaz (gas), %2 ağır metallerden oluşmuş toz (dust)) yönelmiş ve bu dumanı yerçekimi marifeti ile döndürüp sıkıştırmıştır. Sıkışma ile birlikte merkezdeki sıcaklık ve basınç artmış ve Güneş’imiz ilk ışıklarını salarak parlamaya başlamış ve bir ‘T Tauri’ yıldızı olarak doğmuştur. Güneş’in parlaması ile gaz ve toz halindeki disk (‘protoplanetary disc’) yıldızdan uzaklaşmış ve dönmeye devam etmiştir.

Yukarıdaki resimlerde Dünya’nın kendi etrafında ve Güneş etrafında dönerken yörüngesindeki küçük parçacıkları toplayarak süpürmesi ve bu şekilde bir toz tanesinden dev bir Dünya haline getirilmesi gösterilmiştir. Bu dönüş sırasında maddeler kümelenerek öncelikle çakıl taşları gibi küçük cisimleri oluşturmuş, bunlar da birleşerek 200 metre kadar büyüklüğünde cisimleri oluşturmuş ve daha sonra daha büyük cisimler oluşmuştur. Yörüngedeki en büyük olan cisim önündeki küçük cisimleri hem kendi etrafında döndürüp, hem de Güneş etrafında dönerken dünyamız yuvarlak bir top şeklini almıştır. Bu yuvarlak cisim Güneş etrafında ve kendi etrafında dönmeye devam ederken yörüngesi üzerindeki maddeleri süpürerek içine çekmiş, yörüngesini temizlemiş, bu sayede şişmiş, büyümüş, genişlemiş ve Dünyamızın ‘hadean’ ismi verilen ilk halini almıştır.

Güneş Sisteminin oluşması için, güneş sisteminin oluşacağı nebulanın hazırlanması, bereketlendirilmesi ise Kur’an ‘da tamamen bilimsel bulgularla uyumlu olarak dört evre olarak işaret edilmiştir, yani 2.3×4=9.2 milyar yıl, bu da tamamen güncel bilimsel bulgularla paralellik göstermektedir. Evrenimiz 9.2 milyar yaşında iken Rabbimiz dünyamız ve güneşimizin oluşma emrini vermiştir, yani 4. Evre’nin sonunda (Fussilet/10). Kur’an’da asla çelişki olmaz. (Nisa Suresi/82)

Fussilet Suresi 10. Ayet

Orada; onun üzerinde ağır baskılar oluşturdu. Ve orayı bereketli kıldı. Orada rızkını temin etmek isteyenler için, rızıkları, fark gözetmeden dört gün içinde takdir etti

وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ

Ve ceale fiha revasiye min fevkıha ve bareke fiha ve kaddere fiha akvateha fi erbeati eyyam, sevaen lis sailin

Güneş Sistemi oluşurken Dünyamızın küçük bir kaya parçası halinden şu anki şekline gelmesini işaret eden Ayetler

Dünya’nın Yuvarlatılarak Genişletilmesi-Büyütülmesi

Naziat Suresi 30. Ayet

Yeryüzünü yayıp yuvarlattı.

وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ

Vel arda ba’de zalike dehaha.

Bu ayette çok büyük bir mucize vardır. Ayetteki’’dehaha’’ kelimesi Yüce ALLAH tarafından çok özel olarak seçilmiştir. Bu kelime Dünya’nın oluşması ile ilgili büyük deliller sunmaktadır.

‘’dehaha’’ kelimesi; yaymak (spread), genişletilmiş (expanded), genişletilmiş-büyütülmüş-geniş çaplı hale getirilmiş (extended) anlamlarındadır. Bir şiddetli yağmur sonrası bir kişi şunu der: ‘Yağmur yuvarlak çakış taşlarını topladı, küme haline getirdi, yığın haline getirirdi.’ (It drove the pebbles from the surface of the earth); Bir çocuğun elindeki tahta gibi bir şey ile yere sürterek gitmesi ve önündeki her şeyi süpürmesi, kürümesi. Yukarıdaki açıklamalar Lane’s Lexicon sözlüğünden alınmıştır. Lane’s Lexicon page 863 (of 3039). 

Ayetteki (دَحَاهَا) (dehaha) kelimesi yukarıdaki anlamları ile düşünüldüğünde çakıl taşı gibi parçaların bir araya getirilerek toplanması ile büyük yuvarlak bir cismin daha da büyütülmesi, yuvarlatılması, bu cismin önündeki her şeyi temizlemesi anlamları çıkar. Bu kelime Dünya’nın yüzey alanının yayılmasını işaret eder. Bir kürenin büyümesi ile yüzey alanı büyür. Yüzey alanı genişler, yayılır ve daha geniş olur

Hicr Suresi 19. Ayet

Yaydık, genişlettik yeryüzünü ve revasiyeler attik orada, her türlü bitkiyi bir ölçüye bağlı olarak yetiştirdik.

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ

Vel arda medednaha ve elkayna fiha revasiye ve enbetna fiha min kulli şey’in mevzun.

‘’Medednaha’’ kelime anlamı; ‘’to extend, to expand, to distend’’, Hans Wehr Dictionary 4th edition. Dünyamız yaratılırken yeryüzünün genişletilmesine çok güzel bir örnek daha ‘’medednaha’’ kelimesi; yaymak, genişletmek, şişirerek büyütmek demektir. ‘’Revasiye’’ ise tektonik tabakalar arasındaki mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılardır, büyük kıta hareketlerini engeller.

Kaf Suresi 7. Ayet

Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ

Vel arda medednaha ve elkayna fiha revasiye ve enbetna fiha min kulli zevcin behicin

Bu ayette ise ikinci bir mucize vardır Kur’an botanik bilimi gelişmeden asırlar önce, her bitkinin ‘’enbetna’’ çift olarak ‘’zevcin’’ yaratıldığını yazmıştır. İnsanın aklına geliyor, elmanın, armutun çifti mi olur, ama aynen Kur’an’ın yazdığı gibi bütün bitkilerin çifti vardır, kimisi aynı çiçekte, kimisi farklı çiçekte, bu bilimsel keşfin Kur’an’ın indiği dönemde bilinmesi mümkün değildir. Bundan 1400 sene önce, elmaya bakıp da elmanın dişisi, erkeği var dese bir insan, onu alaya alırlar, Ama Kur’an gerçekleri ortaya koyar, bilimin gelişmesiyle Kur’an’ın ayetleri ortaya çıkmaya başladı. Bazı bitkileride hem erkek hem dişi üreme organı aynı çiçektedir elma armut, şeftali gibi, bazılarında sadece erkek veya sadece dişi çiçekler aynı ağaç üzerinde olabilir, fındık, kestane gibi bazen de ayrı ağaç üzerinde olur, antepfıstğı, incir, hurma gibi. Ancak Rabbimiz bütün bitkileri ‘’çift olarak’’ yaratmıştır. Kur’an’da asla çelişki olmaz. Apaçık bir kanıttır.

Şems Suresi 6. Ayet

Ve yere ve genişletip yayana onu

وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ

Vel ardı ve ma tahaha.

Nuh Suresi 19. Ayet

Allah, yeryüzünü sizin için genişletti, büyüttü ve yaydı

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَـكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطاًۙ

Vallahu ceale lekumul arda bisata

‘’Tehaha’’ kelimesi ‘’to expand’’ demektir. ‘’Genişleterek büyütmek’’ demektir. Lane’s Lexicon Dict. ‘’Bisata’’ kelimesi de ‘’to enlarge, to expand, to spread’’; ‘’genişletmek, büyütmek ve yaymak’’ anlamlarına gelir. Hans Wehr Dict. 4th edition. Kürenin hacmi de yüzey alanı da yarıçapı arttıkça artar, yarıçap arttıkça uzadıkça, (extend), yüzey alanı genişler, (expand) dünyanın bir kaya parçasından büyütülerek, yayarak, genişleterek ona hacim kazandırılma sürecini yukardaki ayetlerde Kur’an anlatıyor. Rabbimiz dünyanın yaratılışını farklı ayetlerde işaret etmiştir, en güzel kelimeler ile dünyanın yaratılış sürecini Kur’an vurgulamaktadır. İlim sahipleri için büyük bir mucizedir.

Kur’an dünyanın yuvarlak olduğunu 1400 sene önceden haber veriyor.

Zümer Suresi 5. Ayet

Gökleri ve yeri Hakk ile yarattı. Sarar dolar geceyi gündüzün üzerine ve sarar dolar gündüzü gecenin üzerine. Boyun eğdirdi Güneş’e ve Ay’a. Hepsi belirlenmiş bir ecele akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, Mutlak Üstün Olan’dır, Çok Bağışlayıcı’dır.

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ

Halakas semavati vel arda bil hakk, yukevvirul leyle alen nehari ve yukevvirun nehare alel leyli ve sehhareş şemse vel kamer, kullun yecri li ecelin musemma, e la huvel azizul gaffar.

‘’Yukevviru’’ kelimesi; ‘’yuvarlak yapmak, dolamak, yuvarlak bir şeyi sarmak, top şeklini vermek’’ anlamlarına gelir. ‘’Roll up, to become round, to become ball shaped, spherical.’’ Yüce ALLAH bu ayette, küre şeklinde olan dünya üzerinde gecenin gündüze, gündüzün de geceye dolandığını buyurmaktadır. ‘’Yukevviru’’ kelimesi küre şeklinde, top şeklinde bir şeyi dolamak sarmak anlamına gelir. Büyük bir mucizedir, apaçık bir kanıttır.

Kur’an Kıtaların arasında yarıklar olduğunu ve Kıtaların ‘Yeryüzünün’ Hareket halinde olduğunu 1400 sene önceden haber veriyor

Tarık Suresi 12. Ayet

Yarıklar/çatlaklar sahibi yeryüzüne ant olsun

وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ

Vel ardı zatis sad’

‘’s-sad’’ keime anlamı, ‘’to crack, to break an object’’, Hans Wehr Dict. ‘’Yarılmak, çatlamak, kırılmak’’’tır. Modern bilim yerkabuğu’nun çatlaklarla dolu olduğunu gösteriyor. Dünyamızın dış kabuğu tek parça bir yapı değildir. Parçalara ayrılmıştır. Bir yap-bozun parçaları gibidir. Bunlara tektonik tabakalar denir. Bu tektonik tabakaların farklı hareketleri ile kıtalar hareket eder. Depremler oluşur. Sıra dağlar oluşur. Bu tektonik hareketler Dünya yüzeyini şekillendiren en büyük kuvvetlerdir. Yüce ALLAH bu ayetinde Dünya’nın tektonik kırık-yarıklarını işaret etmiş olabilir. Bu tektonik tabakaları ayıran yarıklar-çatlaklar gözle görülmezler. Çoğu denizler altındadır. Dışarıdan gözle görülemeyen bu büyük çatlakların-yarıkların 1400 yıl önce inmiş olan Kuran’da zikredilmesi Kuran’ın evrenlerin ve dünyamızın yaratıcısından geldiğine büyük bir delildir. 1400 yıl önce yaşamış bir beşer Dünya’nın dev çatlaklar ve yarıklara sahip olduğunu bilemez. Bu nedenle 86:12 ayeti de Kur’an’ın ALLAH katından geldiğine büyük bir delildir. 

Bu ayette anlatılan jeolojik olayla bağlantılı bir ayet te Neml Suresi 88. Ayettir. Bu ayette yarıklarla dolu olan yerkabuğunun, aynı zamanda, çok yavaş bir şekilde, aynı bulutlar gibi, hareket halinde olduğunu bize bildirir Yüce Rabbimiz. 

Neml Suresi 88. Ayet

Dağlara bakarsın, onları hareketsiz sanırsın. Halbuki onlar bulutların hareket ettiği gibi hareket ederler. Bu, her şeyi sağlam yapan Allah’ın işidir. O, yaptığınız her şeyin iç yüzünü bilir

وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ صُنْعَ اللّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍۜ اِنَّهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ

Ve terel cibale tahsebuha camideten ve hiye temurru merres sehab, sun’allahillezi etkane kulle şey’, innehu habirun bima tef’alun.

 Dağlar nasıl olur da yürür?

 Yeryüzünün en üst katmanı olan ‘’Taşküre’’ sürekli hareket halindedir ancak çok yavaş hareket ettiği için gözle görülmesi, bir insanın hayatı içerisinde bunu fark etmesi mümkün değildir. Yüzbinlerce yıl, milyonlarca yıllık süreler geçince kıtaların büyük yer değişimleri yaptığı görülür. Bir insanın bunu anlaması hem de bundan 1400 sene önce, mümkün değildir ve açık bir şekilde Kur’an’ın Dünyamızın yaratıcısı Alemlerin Rabbi olan Yüce ALLAH’ımızdan geldiğine kanıttır.

Modern Jeolojik bulgulara göre: Dünyadaki kıtalar yaklaşık 335 milyon yıl önce bir araya gelerek tek bir süperkıta oluşturmuştu. Bu süperkıtanın adı ‘’Pangea’’ idi. Pangea yaklaşık 175 milyon yıl önce parçalandı ve zamanla bugünkü kıtalara dönüştü. Rabbimizin Kur’an’da bizlere açıkladığı Kıta hareketi dünyamızda bu şekilde gerçekleşmiştir.

Dağların, ‘’bulutların hareket etmesi gibi’’ hareket ettiği örneği de muhteşemdir, bu örnek ile ile Rabbimiz kıtaların çok yavaş hareket ettiğine işaret etmektedir. Kur’an’ın ALLAH kelamı olmadığını düşünenler için soruyorum; Muhammed Peygamber neden böyle bir şey söylemiş olsun? Bu çıplak gözle fark edilmesi mümkün olmayan bir olay, Müşrikler: Dağlar hareket etmiyor işte, hani dağlar hareket ediyor diyordun, hepsi olduğu yerde duruyor, demezler mi? Neden böylesi bariz ‘’yanlış gibi’’ görülen bir iddia ortaya atsın? 

Kur’an’ın Alemlerin Rabbi’nden geldiğine apaçık bir kanıttır.

Kur’an’da Suyun Dünyamıza İndirilişi

Büyük bir mucizedir. Çok sıcak olan dünya yüzeyinin soğumasını takiben dünyamıza su güneş sistimimizde bulunan asteroidler ve kuyruklu yıldızlarla taşınmıştır.

Asteroitlerden Gelen Su

Güçlü bilimsel kanıtlar, Dünya suyunun önemli bir kısmının su bakımından zengin asteroitlerden gelmiş olabileceğini göstermektedir. Özellikle karbonlu kondrit adı verilen asteroitler bol miktarda su içerir.

Kuyruklu Yıldızlar


Kuyruklu yıldızlar büyük miktarda buz içerir bu nedenle katkıları olduğu düşünülmektedir. Ancak ana kaynak olarak görülmemektedirler.

2/74 Bakara Suresi

Sonra katılaştı kalpleriniz bunun ardından; öyle ki o, taşlar gibi ya da daha sert katı; ve doğrusu taşlardan mutlak ki fışkırır ondan nehirler; ve doğrusu ondan (o taştan) mutlak ki yarılarak ayrılır (su), böylece çıkar ondan su; ve doğrusu ondan (o taştan) mutlak ki iner (su); Allah’ın haşyetinden; ve değildir ALLAH gafil yaptıklarınızdan

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Summe kaset kulubukum min ba’di zalike fe hiye kel hıcareti ev eşeddu kasveh, ve inne minel hıcareti lema yetefecceru minhul enhar, ve inne minha lema yeşşakkaku fe yahrucu minhul mau, ve inne minha lemayehbitu min haşyetillah, ve mallahu bi gafilin amma ta’melun.

(l-hicarati) kelimesi taş (stone) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 185 (of 1303). Ayette çoğul olarak kullanılmıştır.

(l-enhar) kelimesi kökü, bol miktarda akan (flow copiously), dışarıya doğru akan (stream forth), akım (stream), nehir (river) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 1176 (of 1303). Ayette çoğul olarak kullanılmıştır. Nehirler anlamında olduğu gibi bol miktarda akan sular anlamına gelir. 

Yeşşakkaku kelimesi kökü, bölünme-yarılma (split), bölünme (cleavage), ayırarak yırtma (tear asunder), ayırmak (seperate) anlamındadır. Steingass, page 548 (of 1241) 

(yehbitu) kelimesi kökü, inmekalçalmak (descend), aşağı inmek (go down), aşağıya gelmek (come down), aşağı düşmek (fall down) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 1192 (of 1303). Bu kelime Kuran’da 8 yerde geçer ve hepsinde ‘seviye olarak daha aşağı bir yere inmek’ anlamında kullanılır. (2:362:382:617:137:2411:4820:123).

Ayet bu doğru çeviri üzerinden okunduğunda;

Taşlar vardır ki; Nehirler fışkırır ondan, bol miktarda akışkan halde su fışkırır ondan, Öyle bir taştır ki yarılarak su ayrılır ondan, Öyle bir taştır ki iner su ondan.

Yüce Allah’ın işaret ettiği bu taşlar nedir ve nerededirler?

Yüce Allah öyle bir taştan bahsetmektedir ki böyle bir taş dünya üzerinde yoktur. Gerçekten de detaylı incelendiğinde Dünya üzerinde içinden nehirleri oluşturacak kadar bol su fışkıran hiçbir taş yoktur. ‘l-enhâr’ kelimesi nehirler anlamında olduğu gibi akan bol sular anlamına da gelir. Bazı zorlama benzetmeler olabilir. Dağın içindeki su kaynaklarının taş yarıklarından gelmesi taşın içinden su çıkıyormuş gibi bir durum olsa da aslında taşın bizzat içinden bir su çıkışı yoktur. Ayette Allah’ın bize bildirdiği taşın kendisinden (o taştan) su fışkırması gereklidir. Ayette işaret edilen bir diğer önemli nokta ise suyun bu taştan inmesidir. ‘yehbitu’ kelimesinin anlamı yukarıdan/yüksekten bir şeyin daha aşağı/alçak olan bir yere inmesi/düşmesidir. Bu da bize bu suyun gökten indiğini yani uzaydan indiğini gösterir. Kuran’ın birçok ayetinde Yüce Allah’ın suyu uzaydan indirdiğini anlaşılıyor.

23/18 Muminun Suresi

Gökten kararınca su indirdik. Ve onu yeryüzünde yerleştirdik. Kuşkusuz Biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz.

وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ

Ve enzelna mines semai maen bi kaderin fe eskennahu fil ardı ve inna ala zehabin bihi le kadirun

İşte Yüce Allah’ın uzaydan belli bir ölçüde indirdiği ve Dünya gezegeni üzerinde durdurduğu/sakinleştirdiği bu su uzaydan gelip Dünya gezegenimize çok sayıda çarpan taşların (asteroidlerin) içindeki sudur.

İçlerinde bol miktarda su taşıyan bu taşlar nelerdir?

Dünya gezegenine bol miktarda su getiren bu taşların ne olduğu ile ilgili 2 hipotez var. Bunlardan giriş kısmında bahsetmiştim; ya kuyruklu yıldızlar (‘comets’) ya da asteroitlerin (‘asteroids’) bol su içeren tipi olan karbonlu kondritlerdir (‘carbonaceous chondrite’). Kuyruklu yıldızlar Oort bulutu ailesi (‘Oort cloud’) ve Jüpiter ailesi ‘Jupiter family’ olarak ayrılıyor. Hesaplamalara göre yaklaşık 4 milyar yıl önce Satürn ve Jüpiter’in yörünge değişikliği çok sayıda kayanın-taşın iç gezegenlere doğru yönelmesine neden oldu. Günümüzden 3.8 milyar yıl önce de bu taşlar Dünya gezegenine bol miktarda düştü. Tabii ki içerdikleri su ve moleküller ile.  

Suyun nereden geldiğini anlamak için içerdiği ağır su oranı inceleniyor. Sudaki hidrojen atomu sayısı ile deutoryum atomu sayısı oranı inceleniyor (D/H). Dünya’daki suyun D/H oranı 1.56 × 10-4. Yapılan çalışmalarda Oort bulutunda bulunan kuyruklu yıldızlardaki suyun D/H oranının Dünya’daki suyun D/H oranına göre 3 kat daha fazla olduğu tespit edildi. Bu nedenle Dünya gezegenindeki suyun kaynağının Oort bulutundaki kuyruklu yıldızlar olma ihtimali azaldı. Ancak Jüpiter ailesi ‘Jupiter family’ olarak bilinen daha iç kısımlardaki kuyruklu yıldızlardaki suyun D/H oranı Dünya’daki su ile aynı. Yine karbonlu kondritler (‘carbonaceous chondrite’) olarak bilinen su içeren asteroitlerin D/H oranı da Dünyadaki su ile aynı.

Tıpkı ayetteki gibi; bol miktarda su içeren taşlar Dünya’ya çarptı, bu çarpma ile su taşlardan ayrıldı, bu ayrılma ile bol miktarda akışkan su ‘nehirler gibi’ ortaya çıkarak fışkırdı. Dünya gezegenine su uzaydan bu taşlar ile inmiş oldu. Bu taşlar Dünya gezegenine çok uzun zaman süre düşmeye devam etti. Dünya gezegeni uzaydan inen bu su ile okyanuslara ve tatlı sulara sahip oldu. Bu taşlar, içerdikleri monomer-polimer gibi organik maddelerle yaşamın başlamasını sağladılar.

Güneş sistemimiz oluşmaya başladığı dönemde Güneş’imizin parlaması ile birlikte etrafındaki küçük ve büyük taşlar-kayalar içlerindeki su ve diğer moleküler ile birlikte Güneş sisteminin dış kısımlarına doğru dağıldılar.

Kaynaklar


NASA (National Aeronautics and Space Administration)
ESA (European Space Agency)
Nature dergisinde yayımlanan gezegen oluşumu araştırmaları
Science dergisinde yayımlanan karbonlu kondrit çalışmaları
Lunar and Planetary Institute yayınları

Kur’an’daki ‘’Demir’’ Mucizesi

57/25 Hadid Suresi

Şurası kesin ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik; beraberlerinde Kitab’ı ve mizanı indirdik ki insanlar hak ve adalete uygun davransınlar. Yapısında büyük bir kuvvet olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de biz indirdik. Bunlar, bir de Allah’ın kendine /dinine ve elçilerine kimin içten yardım edeceğini bilmesi içindir. Allah güçlüdür, daima üstündür.

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟

Lekad erselna rusulena bil beyyinati ve enzelna meahumul kitabe vel mizane li yekumen nasu bil kıst, ve enzelnel hadide fihi be’sun şedidun ve menafiu lin nasi ve li ya’lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb, innellahe kaviyyun aziz.

enzelna kelimesi, inmek (to descent, come down, to dismount), aşağıya düşme (fall) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 1122 (of 1303) 

l-hadide kelimesi, demir anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 188 (of 1303)

be’sun kelimesi, kuvvetsağlamlık (strength), dayanıklılık (fortitude) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 50 (of 1303) 

menafiu kelimesi kökü, yararlı (beneficial), avantaj (advantages) Hans Wehr 4th ed., page 1157 (of 1303).

Ayet 1400 yıl önce inmesine rağmen çağının ötesinde bilgiler vererek her şeye meydan okumaktadır. 

Ayette Demirin fiziksel olarak indirilmesi söz konusudur. 

İndirme kelimesi kullanıldığında herkes bir referans noktasına göre yukarıda olan bir şeylerin daha aşağıda olan bir yerlere getirilmesini anlar. Bunda şüphe yoktur.

Dünya’daki demirin kaynağı, nereden geldiği, nasıl geldiği modern bilim sayesinde artık tam olarak bilinmektedir.

Modern bilim şunları söylemektedir; Demir Dünya’mıza uzaydan inmiştir. Dünya’mıza uzaydan inen demir daha sonra Dünya’nın çekirdeğine inmiştir.

 Dünya’daki demirin kaynağı neresidir?

Evrende ilk demir atomu yıldızların çekirdeğinde oluşmuştur. Güneş’imizin kütlesinin 10-29 katı arasında olan dev yıldızların süpernova patlaması sonucu dağılması ile tüm uzaya bol miktarda demir atılır. Yıldızın çekirdeğindeki füzyon reaksiyonunda demirin çok özel bir rolü vardır. Yıldızda 2 kuvvet çok önemli rol oynar. Yıldız çekirdeğindeki yerçekimi kuvveti o kadar fazladır ki yıldızın dışa doğru patlamasına engel olur. Yıldızın yerçekimi nedeni ile içine çökmesine engel olan ise füzyon reaksiyonu ile ortaya çıkan enerjidir. Füzyon reaksiyonu hidrojen atomlarının birleşerek helyum atomlarını oluşturması ve bu esnada enerji açığa çıkmasıdır. Helyum atomları da hidrojen atomları ile birleşerek daha büyük atomları yıldızın çekirdeğinde bir maden ocağı gibi oluşturur. 

Demirin atom ağırlığı 26’dır. Demir atomundan daha hafif olan tüm elementler-atomlar (karbonoksijenflorsodyumkalsiyumpotasyumnitrojen gibi) yıldızın çekirdeğinde benzer yöntemle oluşur. Fakat demir elementi ile ilgili çok ama çok ilginç bir durum vardır. Yıldızın çekirdeğinde bir kez demir oluştuğunda demir atomu füzyona giremez. Yani demirden daha büyük elementler oluşamaz. Demir füzyon reaksiyonuna giremeyince yıldızın çekirdeğinde bol miktarda demir birikir. Füzyon reaksiyonunun gücü azalınca yıldızın çekirdeğindeki yerçekimi kuvveti füzyon reaksiyonunun dışa itme kuvvetine galip gelir ve yıldız inanılmaz bir şekilde saniyeler içinde içine çöker. Bu çökmenin şoku ile yıldızın dış kısımları dışarı doğru patlar. İçe çöken yıldız nötronlardan oluşan nötron yıldızını oluşturur. Patlamayla tüm uzaya yayılan gaz ve toz bulutları bol miktarda demir ve demirden daha hafif olan elementleri içerir.

Bu sayede ‘’Demir’’ nötron yıldızlarının (Tarık Yıldızı) oluşmasını ve uzayın bereketlendirilmesini sağlar. Çok önemli bir fonksiyon görür, Ayette Yüce ALLAH, açık belge/kanıt işaretini takiben ‘’demiri indirdik’’ diyor, adeta ‘’İşte insanoğluna bir kanıt daha’’ diyor Mecid Kur’an.

Demir katastrofu ‘Iron catastrophe’ süreci:

Dünya büyüdükçe yerçekimi gücü arttı ve yerçekimi kuvveti Dünya’nın içine doğru küçülmesineçökmesine ve daha yoğun (dens) bir duruma gelmesine neden oldu. Bu içe çökme Dünya’nın aşırı ısınmasına neden oldu. Ayrıca radyoaktif bozulma ‘decay’ sonucu da ısı meydana geldi. Aşırı ısı karışık halde olan demir elementinin erimesine neden oldu. Eriyen demir elementi akışkan hale gelince yer çekimi nedeni ile Dünya’nın merkezine doğru akmaya başladı. Ağır elementler erimiş şekilde Dünya’nın merkezine akarken daha hafif olan elementler (silikon-toprak-kaya) yukarıda kaldı ve Dünya’nın üst kabuğunu oluşturdu. Bu olaya demir katastrofu ‘Iron catastrophe’ adı verilir. Demir katastrofu Dünya’nın katmanlı bir yapıya sahip olmasına neden olmuştur ki bu katmanlı yapı dünyamızın temel yapısını oluşturur. Merkeze akan demir daha sonra Dünya’nın çekirdeğini ve manyetik alanının oluşturmuş (manyotosfer) ve Güneş’ten gelen zararlıların önlenmesini sağlamıştır.

Kur’an’da Manyetosfer ve Kutup Işıkları 

Dünya’nın sıvı dış çekirdeğinde bulunan erimiş demir ve nikelin hareketleri elektrik akımları oluşturur. Bu süreç jeodinamo olarak bilinir ve gezegenimizin manyetik alanını üretir.
Manyetik alan uzayda genişleyerek manyetosfer adı verilen koruyucu bölgeyi oluşturur.
Manyetosfer Güneş rüzgarlarının atmosferi aşındırmasını büyük ölçüde engeller.
Bilim insanları, Dünya’nın uzun süre yaşanabilir kalmasında ve canlı hayatın oluşabilmesinde bu korumanın önemli rol oynadığını düşünmektedir.

67/5 Mülk Suresi

Ve ant olsun donattık/süsledik en aşağı göğü parlak ışıklarla ve yaptık onu (göğü) bir fırlatıcı şeytanlar için (kozmik zararlı ışınlar) ve hazırladık onlara (şeytanlara) azap, ani ışık parlaması

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِلشَّيَاط۪ينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّع۪يرِ

Ve lekad zeyyennes semaed dunya bi mesabiha ve cealnaha rucumen liş şeyatini ve a’tedna lehum azabes sair.

Seamed dunya kelimesi en alçaken aşağıen alt  gök anlamındadır.

Kuran’da s-semae d-dunya (en aşağı sema-gök, en alt sema-gök) tamlaması 3 ayette geçer (37:6, 41:12, 67:5). Dünya göğü evren ve evrenler düşünüldüğünde en aşağı-en alt gök olup Dünyamızın atmosferidir.

Bu en aşağı-en alt-en alçak göğün zikredilen 3 ayetten anladığımız özellikleri;

  • Işıklı ve parlaklık veren süslü yapılara sahiptir.
  • Korunmuştur. Zarar görmemesi için Yüce Allah tarafından korunmuştur. 41:12 ayette ‘Ve dünya göğünü kandillerle süsleyip koruduk’ buyurmaktadır. Bu ayette (حِفْظًا) hıfza kelimesi kullanılmıştır. Bu kelimenin anlamı korumaktır
  • Şeytanların (Kozmik zaralı parçacıklar) saldırısı altındadır.
  • Yüce Allah’ın koruma sistem ile bu şeytanlar cezalandırılır-terbiye edilir-etkisiz hale getirilir ve ateş (ışık) ortaya çıkar.

Manyetosfer olmasaydı dünyada canlı hayatın gelişmesi, güneşten ve uzaydan gelen kozmik parçacıklar sebebiyle mümkün olmayacaktı, Manyetosferin yaratılışı ve demirin faydaları olarak Mecid Kur’an’da işaret edilmesi büyük bir mucizedir.

Kelime anlamları bütün olarak düşünüldüğünde, bu yakın gök doğal yapıları bozan, zararlıbozguncu yapılar, ‘’şeytanlar’’ tarafından bombardıman altındadır. Bunlar Güneş’inizden çıkan çok yüksek enerjili ve ışık hızına yakın hareket eden parçacıklar, solar patlamalar nedeni ile oluşan Güneş fırtınaları ve zararlı parçacıklardır. Kısacası bunlara kozmik zararlılar denilebilir. Bu zararlılar tüm canlılarda bulunan DNA-RNA ve hücresel yapıları bozarlar, atmosferin kendisini de yok ederler, doğal işleyişi bozarlar ve yok ederler.  

Yüce Allah yakın göğe koruma sistemi koydum buyurmaktadır. Bu koruma sistemi Dünya’nın manyetik alanı (manyotosfer) ve iyonosfer tabakası sayesinde gerçekleşmektedir.  Aşağıdaki görselde dünyanın manyetik alanı ‘’Manyetosfer’’ demonstre edilmiştir.

Dünyanın manyetik alanı bu şeytanları (bozguncuları) kutuplara doğru yönlendirir. Bu şeytanlar kutuplardaki iyonosfer (fırlatma alanları) tabakasında bulunan atomlara (Nitrojen, oksijen atomları) çarpar ve atomlara enerji yükler ve bu yüksek enerji ile atomlardan elektronlar fırlatılır ve atılır (rucumen) Elektron serbest hale gelir gelmez anında fotonlar (parlama) salınır ‘’s-seiyri‘’

Atom iyon haline gelir. Bu fırlatılan elektronlar daha sonra tekrar başka atomların yörüngelerine girerler.  

Allah’ın bu koruma sistemi ile bu şeytanlar etkisiz hale getirilir, (azabe) ve sonucunda parlak-ışık saçan süslü görsel olaylar oluşur (bimesabiha)

İşte bu görsel süsler kutup ışıklarıdır (Aurora ışıkları). 1400 yıl önce inmiş bir kitapta bir beşer atmosferin koruma fonksiyonu ile ilgili nasıl bu kadar detaylı bilgi verebilir?

Yüce ALLAH en alçaktaki gök olan dünyamız Sema’sında ‘’süs’’ olarak Mecid Kur’an’da işaret ettiği gök olayı (Aurora Işıkları) aşağıdaki resimde gösterilmiştir.

İlk atmosfer günümüz atmosferinden oldukça farklıydı. Volkanlardan çıkan karbondioksit, azot, su buharı ve diğer gazlar atmosferi oluşturuyordu. Gezegen soğudukça su buharı yoğunlaşmaya başladı ve milyonlarca yıl süren yağışlar ve kuyruklu yıldızlar ve özellikle asteroidler aracılığıyla taşınmış olan suyun birikmesi sonucunda ilk okyanuslar meydana geldi.


Canlı Hayatın Su’da başlaması Kur’an’da zikredilmiştir.

2511/21/30 Enbiya Suresi

Kafirlik edenler görmediler mi, gökler ve yer bütün halinde idi, onları ayırdık ve her canlı varlığı sudan yarattık, hala inanmayacaklar mı?

اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

E ve lem yerellezine keferu ennes semavati vel arda kaneta retkan fe fetaknahuma, ve cealna minel mai kulle şey’in hayy, e fe la yu’minun.

Su H2O olup 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunun birleşimi ile oluşan bir moleküldür. Belirli bir sıcaklık aralığında sıvı haldedir. Bazı kimyasal ve fiziksel özellikleri nedeni ile diğer maddelerin sıvı hallerindn ayrışırlar. Bu özellikleri nedeni ile yaşamın başlaması ve devam etmesi için eşşiz özellikler sunarlar. Çok iyi bir çözücüdür (solvent). Yaşam için gerekli karbon-hidrojen bağlarının kurulabilmesi için atomların çok uygun bir seviyede akışkan olmalarını sağlar ki bağlar kurulabilir ve canlı organizmaların ilk molekülleri oluşabilir. Yaşamın başlangıcı için gereken kimyasal reaksiyonlar için çok iyi mediatördür (aracı). 3 boyutlu hidrojen bağlantılarını mümkün kılar. Su haricinde yaşamı başlatabilecek ve yaşam için bu kadar değerli başka bir sıvı yoktur. Modern bilim 1400 yıl önce ayette Yüce Allah’ın canlı her şeyi sudan yarattık ifadesini doğrulamaktadır.

2834/24/45 Nur Suresi

Allah, hareket eden her canlıyı sudan yarattı. Onların kimisi karnı, kimisi iki ayağı, kimisi de dört ayağı üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Kuşkusuz, Allah’ın Her Şeye Gücü Yeter.

وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

Vallahu halaka kulle dabbetin min main, fe minhum men yemşi ala batnih ve minhum men yemşi ala ricleyn ve minhum men yemşi ala erba’, yahlukullahu ma yeşau, innellahe ala kulli şey’in kadir.

Oksijenin atom ağırlığı 16, Hidrojenin ise 1 dir, böylece su molekülünün ‘’H2O’’ atom ağırlığı 18 olur.

Canlı hayatın su’da başladığının zikredildiği ilk ayet Enbiya/30’un Kur’an’daki ayet sıra numarası 2511’dir, Nur Suresi 45. Ayetin ise Kur’andaki ayet sırası ise 2834’tür. Bu iki ayet arasında tam 324 ayet vardır. 18 tane 18 (18×18). Mecid Kur’an’daki ince bir işarettir.

İnsanın ve Cinlerin nimetlendirilmesinin anlatıldığı Rahman Suresi’nde Yüce ALLAH, 11 VE 12. Ayetlerde bitkileri işaret etmektedir

55/11 Rahman Suresi

Oradadır fakih (Keyif veren bir yaşam sürmeye katkıda bulunan her şey), ve hurma; kabuklar sahibi

ف۪يهَا فَاكِهَةٌۖ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ

Fiha fakihetun vennahlu zatul ekmam

55/12 Rahman Suresi

Ve tahıl, sap-yaprak sahibi; ve reyhan

وَالْحَبُّ ذُوالْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُۚ

Vel habbu zul asfi ver reyhan

Canlı çeşitliliğinin oluşabilmesi, ve canlılığın toprak kaynaklı nimetlerce rızıklandırılarak sürdürülebilmesi için ve tabii bitkilerin karaya çıkabilmesi için Yüce ALLAH, Dünya toprağını canlandırmıştır, Yasin Suresi 33. Ayette buna işaret vardır. 

Toprağın oluşumu, bitkilerin karaya yayılabilmesi için en önemli adımlardan biridir. Çünkü bitkiler doğrudan çıplak kaya üzerinde geniş ekosistemler kuramazlar; suyu, mineralleri ve köklerini tutabilecek bir ortama ihtiyaç duyarlar.
Dünya’nın ilk zamanlarında yüzey büyük ölçüde çıplak kayalardan oluşuyordu.
Milyonlarca yıl boyunca rüzgâr, yağmur, sıcaklık değişimleri ile buzlanma ve çözülme süreçleri kayaçları parçaladı. Bu sürece ayrışma (weathering) denir.
Daha sonra ilk mikroorganizmalar, mantarlar ve likenler kaya yüzeylerinde yaşamaya başladı. Bunlar kayaçları kimyasal olarak da parçalayarak ince mineral tanelerinin oluşmasına katkıda bulundular. Ölen canlıların kalıntıları bu mineral parçalarına karıştı ve humus oluşmaya başladı. Böylece ilk gerçek topraklar meydana geldi.

BİTKİLERİN KARAYA YAYILMASI İÇİN TOPRAĞIN ÖNEMİ

1. Su depolaması
2. Mineral sağlaması
3. Köklerin tutunması
4. Mikroorganizmalarla iş birliği

BİTKİLERİN TOPRAĞA KATKISI

• Kökler kayaçları daha fazla parçalamıştır.
• Organik madde miktarını artırmıştır.
• Toprağı daha verimli hâle getirmiştir.
• Karasal ekosistemlerin oluşumunu desteklemiştir.


Toprak, kayaçların parçalanması ve organik maddelerin birikmesiyle oluşmuştur. Bitkilerin karaya yayılmasında kritik rol oynamış, bitkiler de toprağın gelişimine katkıda bulunmuştur. Bu süreç Dünya’nın bugünkü kara ekosistemlerinin temelini oluşturmuştur.

36/33 Yasin Suresi

Ölü dünya toprağı onlar için bir delildir. Onu canlandırdık ve ondan tohum çıkarttık; ondan yerler.

وَاٰيَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُۚ اَحْيَيْنَاهَا وَاَخْرَجْنَا مِنْهَا حَباًّ فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ

Ve ayetun lehumul ardul meyteh, ahyeynaha ve ahrecna minha habben fe minhu ye’kulun.

Bu ayet şimdiye kadar çoğunlukla şu şekilde anlaşılmıştır; gökten yağmur yağdığı zaman ölü toprak canlanır ve bitkiler yeşerir ve tohum verirler. İnsanlar da bitkilerin verdiği tohumu yerler. Ancak Kur’an’ın katmanlı yapısı düşünüldüğünde ve ayet etraflıca bilimsel olarak değerlendirildiğinde büyük bir mucize ortaya çıkıyor. Dünya’nın sıcak kayalık dönemi olan Hadean dönemini sonrası Dünya gezegeni soğumaya başladı. Sonraki dönemde daha önce anlattığım üzere çok sayıda asteroit Dünya gezegenine düştü. Bu asteroidler bol miktarda donmuş su içeriyordu. Her bir düşme çok büyük miktarda su indirdi Dünya gezegenine. Okyanuslar oluştu. Ancak toprakta ve suda halen hiçbir canlı yoktu. Yani Dünya Toprağı ölüydü. Ayette bildirildiği gibiydi. Canlı çeşitliliğinin oluşabilmesi ve canlılığın toprak kaynaklı nimetlerce rızıklandırılarak sürdürülebilmesi için Yüce ALLAH, Dünya toprağını canlandırmıştır, ayette işaret edilmesi de büyük bir mucizedir.

Ölü olan Dünya gezegeni toprağı ilk olarak toprak mikroorganizmaların yaklaşık 700 milyon yıl önce evrimleşip toprağı istila etmesi ile ayette buyrulduğu üzere canlandı. İlk canlanma budur.

Toprakta bulunan mikroorganizmalar; Bakteriler, Bakteriler topraktaki kaynakları alıp parçalarlar ve bitki köklerine salarlar ki bitkiler de bu kaynakları kullanabilirler. Ölmüş bitki kalıntılarını sindirerek toprak için verimli minerallere dönüştürürler ve ekosisteme kazandırırlar. Kendileri öldüklerinde de toprağa besin olarak geri dönerler.  Aktinomiçesler; Bazı aktimomiçes türleri bitkiler için zararlı olan bakterileri temizlerler. Bir antibiyotik gibi etki gösterirler. Mantarlar (Fungi) Bazı mantar türleri (Mycorrhizae) bitki kökünün daha hızlı su ve besin almasını sağlarlar. Protozoalar (protozoa) Bakterileri yiyerek ekosistemde denge oluştururlar.

 Görüldüğü gibi toprak mikroorganizmaları evrim süreci ile yaratılması ve toprağa yerleştirilmesi ile canlanmıştır. Şu an topraktan toplu iğne başı kadar bir parça alın ve mikroskopun altına koyun; milyarlarca mikroorganizmaları içerdiklerini göreceksiniz.

 Bu şekilde canlandırılan ölü dünya toprağı, canlılığa da hayat vermiştir ve bir ayet, bir ‘’delil’’ dir Rabbimizden.

Kur’an’da Fotosentez Mucizesi

81/18 Tekvir Suresi

Ve sabaha, nefeslendiği zaman

وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ

Ves subhı iza teneffes

Sabahın nefeslenmesi ne demektir?

Sabahın nefeslenmesi ifadesi ile ayette zikredilen olay ‘’Fotosentez’’dir. Fotosentez, ağaçların ve bitkilerin yapraklarında ve bazı yeşil alglerde gerçekleşen bir nefeslenmedir. Bitkiler yapraklarındaki stoma adı verilen çok küçük ve çok sayıda açılır kapanır gözenek sayesinde içlerine gazları çekerler ve bazı gazları dışa verirler.

Güneş’ten gelen güneş ışığını/güneşin aydınlığını kullanarak bitkiler içlerine çektikleri karbondioksiti karbon ve oksijen atomlarına ayırırlar. Su molekülünü (H2O) de hidrojen ve oksijen atomlarına ayırırlar. Daha sonra 6 karbon, 6 oksijen ve 12 hidrojen atomunu birleştirerek şeker molekülü yaparlar. Reaksiyon ile 6 adet oksijen atomu meydana çıkar. Bu olay hücreler içindeki kloroplast (‘chloroplast’) isimli organelde gerçekleşir. Oluşan bu oksijeni nefes verme gibi dışarı verirler.

Aşağıda fotosentezin kimsayal formülü verilmiştir.

6CO2 + 6H2O → C6H12O6 + 6O2

İnsanlar nasıl ki nefes alma ve verme işlemi ile oksijen gazını içine çekip karbondioksit gazını dışarı veriyor, fotosentez ile de tam tersi olur. Ağaçlar ve bitkiler karbondioksit gazınıiçlerine çekerler oksijen gazını dışlarına verirler.

Fotosentez (nefeslenme) direkt olarak Güneş ışığı sayesinde gerçekleşir ve ancak aydınlıkta mümkün olur. Aydınlık yoksa yani Sabah olmadan, ‘’nefeslenme’’ yani fotosentez olmaz.

Yaprakların üzerinde bulunan stomalar, geceleri kapalı olur, sabahaları gün ışıyınca nefeslenme başlar.

Kur’an’da Fotoliz Mucizesi

18/45 Kehf Suresi

Ve ortaya koy onlara dünya hayatının bir misalini, bir su gibidir ki indirdik onu gökten, karıştı onunla yerin bitkisi; öyle ki sabahladı parçalanmış (ayrılmış) olarak ki savurdu onu rüzgarlar, ve ALLAH her şey üzerine muktedirdir.

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَش۪يماً تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِراً

Vadrıb lehum meselel hayatid dunya ke main enzelnahu mines semai fahteleta bihi nebatul ardı fe asbeha heşimen tezruhur riyah, ve kanallahu ala kulli şey’in muktedira

Su’yu Rabbimiz gökten indirmiştir, yağmurla veya Tarık Yıldızlarında Supernova patlamalarında oluştuktan sonra, ‘’asteroitler yoluyla’’, Kur’an her daim doğrudur. Kur’an’da asla çelişki olmaz (4/82 Nisa Suresi)

Su ayette buyrulduğu şekilde yerdeki bitkiyle karışıyor, sonra ‘’ayetten anlaşılıyor’’ su sabaha kadar bitkide kalıyor ve parçalanıyor. (heşim; parçalanmak demektir) Su molekülü sabah, ışık ile Hidrojen ve Oksijene ayrılıyor ve rüzgarla Oksijen atomu savruluyor. SubhanALLAH

Büyük bir Kur’an mucizesidir.

Bitkilerin Çift Olmasının Kur’an’da İşaret Edilmesi

26/7 Şuara Suresi

Bakmazlar mı yere/yeryüzüne; nice bitirdik orada her cömert çiftten?

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ

E ve lem yerev ilel ardı kem enbetna fiha min kulli zevcin kerim.

31/10 Lokman Suresi

Yarattı gökleri gördüğünüz bir destek/bir direk olmadan; ve attı yere/yeryüzüne sabitleyiciler; sarsar (yer) sizleri diye; ve yaydı orada her canlıyı; ve indirdik gökten bir su; öyle ki bitirdik orada her cömert çiftten.

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ

Halakas semavati bi gayri amedin terevneha ve elka fil ardı revasiye en temide bikum ve besse fiha min kulli dabbeh, ve enzelna mines semai maen fe enbetna fiha min kulli zevcin kerim.

50/7 Kaf Suresi 

Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.

وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ

Vel arda medednaha ve elkayna fiha revasiye ve enbetna fiha min kulli zevcin behicin.

36/36 Yasin Suresi

Yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve bilemeyecekleri şeylerden çiftler yaratan, O, Sübhan’dır.

سُبْحَانَ الَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ وَمِنْ اَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ

Subhanellezi halakal ezvace kulleha mimma tunbitulardu ve min enfusihim ve mimma la ya’lemun

Yukarıdaki ayetler de Yüce ALLAH, açıkça bitkilerin en önemli özelliklerine vurgu yapmıştır; çiftler (dişi-erkek) halindedirler, cömerttirler, ‘’enbetna ve feenbetna’’ kelimeleri bitki büyütmek-yetiştirmek (to grow of plants), filizlenmek (sprout), tohumlamak (seed) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 1100 (of 1303) 

‘’zevcin’’ kelimesi çift (pair),  (couple), çift olmak için bir araya gelen (come together to forming a pair) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 447 (of 1303) 

‘’kerimin’’ kelimesi cömertlikte üstün olanbonkörlük (surpass in generosity), eli açıkcömert (liberality) anlamındadır.  Steingass, page 882 (of 1241)

Yasin Suresi 36. Ayette ayrıca bilemeyecekleri şeylerden de çiftler yarattım buyurmaktadır Rabbimiz. Bu ayetle, Rahman Suresi 13. Ayet incelenmesinde tekrar karşılaşacağız inşALLAH.

Bitkilerin çiçeklerinde bulunan dişi veya erkek organlarına göre cinsiyetleri belirlenir. Bazı çiçekler hem erkek hem de dişi üreme organını aynı çiçek üstünde (iki eşeyli) bulundururlar (meyveler: elma, armut, şeftali, erik, portakal; sebzeler: domates, biber, patlıcan, fasulye). Bazı bitkilerin çiçekleri sadece erkek, ya da sadece dişi üreme organlarını içerir (tek eşeyli). Sadece erkek ve sadece dişi çiçekler aynı ağaç üzerinde bulunuyorsa buna bir evcikli tür denir (fındık, ceviz, kestane, dut). Sadece erkek ve sadece dişi çiçekler ayrı ağaç üzerinde bulunuyorsa buna iki evcikli tür denir (antepfıstığı, incir, hurma, kivi).

Her ne olursa olsun bitkilerin (çiçeksiz bitki de olsa, bu defa sporların) dişi ve erkek olarak cinsiyetleri vardır ve Yüce ALLAHın buyurduğu çiftler-eşler olarak yaratılmıştır. 

Gerçekten de bitkilerin çok cömert olduklarını görüyoruz. Örnek olarak; toprağa dikilen tek bir elma tohumu başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan (kendi kendisini dölleyerek) ortalama 80-150 elma verir. 

Bir domates bitkisinden (tek bir kökten) 55 kilo kadar domates toplanabilir. 1 mandalina ağacı ortalama 100 kilo mandalina verir.

Kur’an’da asla çelişki olmaz (Nisa/82)

41/47 Fussilet Suresi

O (Son) Saat’in bilgisi, yalnızca O’na bırakılır (O’na aittir). O’nun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğunu yarıp çıkamaz; hiçbir dişi gebe kalamaz ve doğuramaz. (Allah) onlara (müşriklere) “Ortaklarım nerede!” diye seslendiği gün “(Buna dair) bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz!” diyeceklerdir.

اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ

İleyhi yureddu ilmus saah, ve ma tahrucu min semeratinmin ekmamiha ve ma tahmilu min unsa ve la tedau illa bi ilmih, ve yevme yunadihim eyne şurekai kalu azennake ma minna min şehid

Yüce Allah ayette kendisinin bilgisi olmadan meyvelerden hiçbirinin kabuğundan çıkamayacağını bildirmiştir. Bir meyvenin kendisini gizleyen-saklayan-koruyan kılıfı-örtüsü-kaplaması tohumun kabuğudur. Yüce Allah ayette tohumlar kelimesi yerine meyveler kelimesinin kullanmıştır. Çünkü bir meyvenin ağacı, ağacın vermiş olduğu meyvesi ve meyvenin tohumu arasında hiçbir fark yoktur. 

Tohumun içinde bulunan materyal bir meyve ağacının oluşması için gereken tüm genetik materyali taşımaktadır.

Bir meyve tohumundan meyve ağacının ve meyvenin kendisinin oluşması için tohumun kabuğundan çıkması şarttır.

Yüce ALLAH hemen sonrasında ‘ve’ bağlacı ile başka bir cümleyi buraya bağlamıştır. Onun bilgisi olmadan hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz buyurmuştur.

Bu bağlamda da büyük bir mucize mevcuttur. Nasıl meyvelerin tohumları toprağa gömülmek için kabuklarından çıkmaktadır, memeli bir dişinin (insan, kara hayvanları, balina, yunus) gebe kalması için gereken embriyonun (dişi yumurtasının erkek spermi ile birleşmesi ile oluşur) da rahme yapışması için kabuğundan (Zona pellusida) çıkması gereklidir. Biz buna ‘hatching’ diyoruz.

Zona pellusida nedir?

Zona Pellucida, Memeli dişilerin yumurtalarının etrafını saran glikoproteinlerden zengin bir kılıfkalkankoruma duvarı olarak tanımlanabilir. Sadece tek bir spermin yumurta içine girmesine izin vererek çoklu sperm döllenmesine engel olur.

Embriyo zona pellicudayı yırtıp çıkmak zorundadır. Bunu yapamaz ise ölür. 

5. gün embriyosu denilen blastokist evresinden sonra embriyo kendisini çepeçevre saran kılıfı-kabuğu (zona pellisuda) yırtar ve dışarı çıkar. Kabuk dışına çıkan embriyo rahim içine yapışır ve anneden beslenmeye başlar. (Mu’minun suresinde 23/14 zikredilen Nutfeden sonra oluşan Alak işte Rahme yapışan embryonun bu halinin adıdır)

Aşağıdaki resimde çepeçevre kendisini kabuk gibi saran ‘’Zona Pellucida’’ ile döllenmeye hazır olan yumurta hücresinin oluşumu gösterilmiştir.

Bitkilerin Karaya Yayılması

Yaklaşık 470 milyon yıl önce de bitkiler karalara yayıldığında Atmosferden büyük miktarda karbondioksit çektiler, daha fazla oksijen ürettiler, Dünya Atmosferinin bugünkü yapısına kavuşmasını sağladılar. Biraz Atmosferle ilgili bilgilerimiz tazeleyelim ve ilgili ayetlere bakalım

Atmosfer, Dünya’yı çevreleyen gaz tabakasıdır. Yerçekimi sayesinde Dünya’nın etrafında tutulur ve uzaya dağılmaz. Atmosfer, Dünya üzerindeki yaşamın devamı için vazgeçilmezdir. Solunabilir hava sağlaması, sıcaklığı düzenlemesi, zararlı ışınları engellemesi ve su döngüsünü mümkün kılması sayesinde Dünya’mızı bir kalkan gibi koruyarak canlıların varlığını
olanak tanır.

Atmosferin Canlı Hayat için vazgeçilmezdir kısaca özetleyecek olursak; solunum için gerekli oksijeni sağlar. Bitkilerin fotosentez yapabilmesi için karbondioksit içerir. Zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına karşı koruma sağlar. Dünya’nın sıcaklığını dengeler. Sıvı halde suyun bulunmasına yardımcı olur. Küçük göktaşlarının büyük kısmını yakarak yeryüzünü korur. 

Su döngüsünün gerçekleşmesini sağlar

Atmosfer Nasıl Oluştu?

İlk Atmosfer

Dünya yaklaşık 4,54 milyar yıl önce oluştuğunda çevresinde çoğunlukla hidrojen ve helyum gazları bulunuyordu. Ancak Güneş’ten gelen güçlü ışınımlar ve yüksek sıcaklık nedeniyle bu gazlar zamanla uzaya kaçtı.

İkinci Atmosfer


Dünya’nın iç kısmındaki yoğun volkanik faaliyetler sonucunda büyük miktarda gaz açığa çıktı. Bu gazlar arasında su buharı, karbondioksit, azot ve çeşitli gazlar bulunuyordu. Dünya soğudukça su buharı yoğunlaştı ve yağmurlar halinde yeryüzüne düştü, uzaydan gelen asteroidler ve kuyrukluyıldızlardan gelen su ile birleşerek dünya üzerinde okyanusların
oluşması sağlandı.

Oksijenin Ortaya Çıkışı


Yaklaşık 2,4 milyar yıl önce fotosentez yapan bakteriler (siyanobakterler) ortaya çıktı. Bu canlılar karbondioksit kullanıp oksijen üretmeye başladılar. Milyonlarca yıl boyunca atmosferde biriken oksijen, günümüzdeki oksijen bakımından zengin atmosferin oluşmasına katkı sağladı. 

Yaklaşık 470 milyon yıl önce de bitkiler karalara yayıldığında atmosferden büyük miktarda karbondioksit çektiler çok daha fazla oksijen ürettiler böylece atmosferin bugünkü yapısına
kavuşmasını sağladılar

Atmosferin Katmanları

Troposfer (0-12 km)
Hava olaylarının gerçekleştiği katmandır. Bulutlar, yağmur, kar ve rüzgâr burada oluşur.

Stratosfer (12-50 km)
Ozon tabakasını içerir. Zararlı morötesi ışınların büyük kısmını engeller.

Mezosfer (50-85 km)
Dünya’ya gelen göktaşlarının çoğu bu katmanda yanar.

Termosfer (85-600 km)
Kutup ışıkları bu katmanda meydana gelir.

Ekzosfer
Atmosferin uzaya geçiş yaptığı en dış katmandır.

Kur’an’da insanın atmosfer dışına çıkması ile ilgili bir misal vermiştir Yüce ALLAH, bu şekilde bir insanın uzayda başına ne geleceğini ve dünyada rızıklandırıldığı nimetlere şükretmesi gerektiği buyrulur. Büyük bir mucize olan ayet Hac Suresi’ndedir. Not olarak vereyim Hac’ın kelime anlamı da ‘’delille tartışmak’’tır. (Hac/15)

Atmosferin Oksijenlenmesi sonrasında Okyanusların oksijenlenmesi, Bulutların oluşabilmesi ve bunun sonucunda yağmurun yağdırılmasında ‘’Rüzgarların’’ büyük bir yeri vardır. Mecid ve mufassal Kur’an’da ‘’Rüzgarların’’ bu etkisine mucizevi bir işaret vardır.

15/22 Hicr Suresi

Rüzgarı aşılayıcılar/dölleyiciler olarak gönderdik; gökten su indirdik içmeniz/sulamanız için sizi onunla, onu (Suyu) depolayan siz değilsiniz.

وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ

Ve erselner riyaha levakıha fe enzelna mines semai maen fe eskaynakumuh, ve ma entum lehu bi hazinin

Ayet güncel bilimsel bulgular ışığında değerlendirildiğinde büyük bir mucize ortaya çıkmaktadır,  Yüce ALLAH rüzgârların aşılayıcı/dölleyici özellikleri olduğunu, içme suyu ve bitkileri sulama suyu olarak kullanılabilen gökten inen yağmur suyunun Yüce ALLAH’ın izni ile depolandığını ve bunun insanın gücünü aşan bir olay olduğunu (İnsanın kendi gücü ile bu suyu yeraltında depolayamayacağını) ve üçüncü olarak da içilemez olan tuzlu deniz suyunu buharlaştırarak tuzundan ayırdığını, bu buharlaşan suyun rüzgârlar ile sürüklendiğini yine rüzgarların getirdiği gözle görünmeyecek kadar küçük toz taneleri ile aerosolları ve daha sonra bulutları oluşturduğunu ve yağmur olarak içilebilir su halinde yere indirdiğini buyurmaktadır.

Güneş ile ısınan deniz suyu (tuzlu su) tuzunu bırakarak buharlaşır. Havaya karışır. Ancak su molekülleri hava içinde dağınık oldukları için su damlacığı halinde bulunamaz. Bulutları oluşturan su damlacıklarının oluşabilmesi için çok çok küçük olan toz parçacıklarına ihtiyaç vardır. Bu parçacıklar çöllerdenyeryüzü toprağındanvolkanik patlamalardanendüstriyel fabrikaların bacalarından çıkan dumanlardanorman yangınlarından havaya karışan parçacıklardır. Bu parçacıklar ortalama 1-100 mikron büyüklüğündedir. O kadar küçük ve hafiftirler ki rüzgârlar tarafından taşınırlar. Rüzgârlar içerdikleri neredeyse sayısız küçük parçacıklar ile denizler üzerinde eserler. Küçük parçacıklar havada dağınık olarak buharlaşmış olan su moleküllerini kendi etrafında toplarlar. Rüzgârın görevi bu toz parçacıklarını havada sürükleyerek havada asılı olan su molekülleri ile buluşturmaktırbirleştirmektir. Merkezde toz parçacığı, etrafında su molekülleri olan bu yapıya aerosol ‘aerosol’ denir. Su aerosollerde sıvı halde bulunur. Çok çok minik su damlacıkları gibi görünürler.

Ayette gökten inen suyun yani yağmur suyunun depolanmasına bir işaret vardır. Modern bilimsel araştırmalar sonucunda artık biliyoruz ki gökten inen yağmur suları yeraltına geçerek orada devasa yeraltı su havzalarını oluşturmaktadır. Diğer bir deyiş ile yağmur suları yeraltında depolanmaktadır. Bu depoların yeryüzüne açıldıkları noktalara kaynak denir. Bu kaynaklardan çıkan sular birleşerek nehirleri oluşturur. Yüce ALLAH bu depolamayı kendisinin yaptığını, bu işin insanların gücünü aşan bir şey olduğunu işaret etmiştir.

‘Böylece verdik onu size,içmeniz/depolamanız için’; içilemeyen tuzlu suyun içilebilen, bitkileri sulamada kullanılan tatlı su haline getirilmesi;

Tuzlu olan, içilmesi ölümcül olan deniz suları Güneş tarafından ısıtılınca tuzlu su buharlaşarak havaya karışır. Ancak buharlaşma esnasında tuzlu su tuzunu kaybeder. Yukarıda anlatıldığı gibi rüzgârların taşıdığı toz parçacıkları ile döllenen/aşılanan su molekülleri artık su damlacıkları halini alır. Bulutları oluştururlar. Yine rüzgâr ile Yüce Allah bu bulutu dilediği yere iletir. Bulutun içerdiği tonlarca tatlı suyu dilediği beldeye indirir. İnen su tatlıdır. Faydalıdır. Ayette yeraltında bu tatlı suyun depolanmasına olan işarette, bunun insan gücünü aşacağı vurgulanmıştır.

Dünya’daki tatlı suyun yaklaşık %30’u yer altındadır ve yer altı suyu (groundwater) olarak adlandırılır.
Dünyada bulunan Tatlı suyun dağılımı kabaca şöyledir:

• Yaklaşık %69’u buzullar ve kutup buz örtülerinde donmuş halde bulunur.
• Yaklaşık %30’u yer altında, toprak ve kayaçların içinde depolanmış yer altı suyudur.
• Yaklaşık %1’i ise göller, nehirler, sulak alanlar ve atmosfer gibi yüzey suları ve diğer tatlı su kaynaklarında bulunur.

Bu nedenle insanlar için erişilebilir sıvı tatlı suyun büyük bölümü aslında yer altındaki akiferlerde depolanmaktadır.

Dünya’daki tüm su (okyanuslar dahil) dikkate alındığında ise yer altı suları toplam su miktarının yalnızca yaklaşık %1’ini oluşturur. Bunun nedeni, Dünya’daki suyun yaklaşık %97’sinin okyanuslarda bulunan tuzlu su olmasıdır. Bu nedenle rüzgarları oluşan su buharının yağmurlara çevrilmesinde ve dolayısıyla tatlı su oluşumunda aktif görev yapması önemlidir, Bu nedenle ayetteki işaret 1400 yıl önce yaşayan insanın bilgisinin çok üzerindedir.

Kaynaklar

  • United States Geological Survey (USGS) – The Distribution of Water on, in, and above the Earth.
  • UNESCO World Water Assessment Programme (WWAP) – World Water Development Reports.
  • Food and Agriculture Organization of the United Nations (FAO) – Groundwater Management Resources.
  • Encyclopaedia Britannica – Groundwater and Freshwater Resources.
  • National Geographic Society – Freshwater Resources and Water Distribution.

Water can take anywhere from days to millennia to resurface once it is below ground. Image from USGS.

Bilimsel bulgular yeraltı sularının yüzeye çıkmadan önce binlerce yıl yeraltında depolanabildiğini ortaya çıkarmıştır.

Ölümcül olan tuzlu deniz suyundan tatlı ve faydalı suya dönüşüm gerçekleşmiştir. Rüzgârlar olmamış olsaydı, bulutlar olmamış olsaydı yeryüzünde tatlı su olmazdı. Tüm sular tuzlu olurdu. Yüce ALLAH işte bu büyük lütfuna bir vurgu yapıyor ayette.

Su döngüsünden kısaca bahsettikten sonra Atmosferin koruyucu özelliğine ve dünyamızın uzayın canlıların yaşamasına müsaade etmeyecek fiziki koşullarından ayrıştırılmasının nasıl büyük bir nimet olduğuna işaret eden bir ayet ile devam edelim

22/15 Hac Suresi

Kim oldu düşünür/sanır ki asla yardım etmez ona ALLAH dünyada ve ahirette, öyleyse ulaşsın bir sebeple göğe, sonra kessin/ayırsın (sebep ile olan bağlarını-ilişkisini), akabinde baksın-gözleriyle görsün, oyun olan bu taktiği, öfkelendiği şeyi giderir mi?

مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَٓاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغ۪يظُ

Men kane yezunnu en len yensurehullahu fid dunya vel ahıreti felyemdud bi sebebin iles semai summel yakta’ felyenzur hel yuzhibennekeyduhu ma yagiz

Ayette, kesin bilgi sahibi olmadığı halde, ALLAH’ın dünyada ve ahirette kendisine yardım etmeyeceğini düşünen bir kişi zikrediliyor, Bu kişinin bir şeye öfkelendiğini, isyan ettiğini anlıyoruz.

Nedenin ne olduğunu bilmiyoruz ancak bu kişi bir konu hakkında veya genel olarak ALLAH’ın kendisine dünya hayatında ve ahirette yardım etmeyeceğini düşünüyor, diğer bir değiş ile ALLAH’tan ümidini kesiyor ve bu konuda öfkeli bir duruma geliyor (belki de ALLAH’a karşı öfkeleniyor, Allah’a isyan ediyor).

Yüce ALLAH bu kişiye şunu söylemektedir;

İşler senin bildiğin gibi değil. Senin kavrayamadığın şeyler var. Bir uzay aracına bin ve uzaya doğru yüksel ve ulaş. Sonra bu araçla bağlantını kes-kopar da uzaya bir çık bakalım neler göreceksin. Uzayın dehşet verici, yaşanmaz bir yer olduğunu görüp anlarsın. Sonra üzerinde yaşadığın Dünya gezegeninin ve sana verilen nimetlerin-yardımların kıymetini anlarsın. Sana zaten yardım edilmiş olduğunu görürsün.

Gerçek şu ki; Yüce ALLAH insanoğluna o farkına varmasa bile sayısız yardım etmektedir. Dünya gezegeni üzerinde yaşam için sağlanan şartlar buna kanıttır. Uzay gibi inanılmaz tehlikeli bir yerde bize yaşam imkanı sağlamıştır Yüce Allah. 

 Uzay aracının dışına çıkacak olan ve uzay ile direkt olarak baş başa kalacak olan insanın başına ne gelir?

  • Uzayın basınçsız oluşu nedeniyle; normalde Dünya gezegeninde, üzerinde yaşadığımız bu güzel gezegende basınç 1 bar yani 101.3 kPa iken dış uzayda basınç 1.322 × 10-11 Pa’dır. Bunun nedeni uzayda havanın olmamasıdır. Bu da uzayda korumasız bir kişinin iç organlarındaki havanın dışarı doğru patlamasına neden olur.
  • Uzayın havasız oluşu nedeniyle; nefes alamaz
  • Uzayın sıcaklık açısından aşırı uçlarda olması; uzayda Güneş’e maruz kalıp kalmamak arasında sıcaklık bakımında uçurumlar vardır. Uzay aracının dışında korumasız olan kişinin Güneş’a bakan yüzü 123 derece, Güneş görmeyen tarafı ile -170 derece olacaktır.
  • Uzayın zararlı kozmik ışınlarla dolu olması; uzay aracının dışında olan bir kişiyi etkileyecek en büyük zararlılardan bir tanesi de Güneş’ten gelen zararlı kozmik ışınlardır. Bu ışınlar insan DNA’sını bozarak kanserlere neden olur.
  • Uzayda korumasız olarak kalan bir kimse saniyeler içinde çok fena bir şekilde ölecektir.

Uzay o kadar tehlikeli ve ölümcül bir yerdir ki ancak ve ancak çok özel kıyafetler ile hayatta kalınabilir. Ayette ‘ALLAH bana dünyada ve ahirette yardım etmeyecek’ diyen kimseye uzay boşluğuna bir çıkması tavsiye ediliyor. Tabii ki çıkması mümkün değil. Anında ölür.  Bundan 1400 sene önce Uzayda insanın yaşamasının mümkün olmadığının bilinmesi ve bu şekilde bir misalle anlatılması, her hangi bir insanın uydurabileceği bir şey değildir, bir Kur’an mucizesidir.

Şimdi sırası geşmişken yine 1400 sene önce Çölün ortasında insanların bilemeyeceği, atmosferle ilgili bir başka Kur’an mucizesi paylaşalım.

6/125 Enam Suresi

Öyle ki kimi isterse ALLAH; ki kılavuzlar doğru yola onu; açar onun göğsünü İslam’a; ve kimi isterse; ki saptırır onu; yapar onun göğsünü sıkı-sınırlı-kısıtlı-dar; sanki yükselir gökte; işte böyledir; yapar Allah ceza/pislik inanmayan kimselerin üzerine.

فَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِۚ وَمَنْ يُرِدْ اَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقاً حَرَجاً كَاَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَٓاءِۜ كَذٰلِكَ يَجْعَلُ اللّٰهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ

Fe men yuridillahu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islam, ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennema yassa’adu fis semai, kezalike yec’alullahur ricse alallezine la yu’minun

Önce kelimelerin gerçek anlamlarına bakalım: 

sadrahu kelimesi kökü göğüs (chest) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 592 (of 1303)

deyyikan kelimesi kökü sıkızordar (tightness, narrowness), sınırlamakısıtlama (restriction), yetersizlik (paucity), kaygıhuzursuzluk (anxiety) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 641 (of 1303)

haracen kelimesi kökü daraltma (tight, narrow), daraltılmak (to be straitened), sıkıştırılmak (to be oppressed) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 195 (of 1303)

yesaaadu kelimesi kökü yükselmek (to rise), yukarı çıkmak (go up), havalanmak (lift), tırmanmak (climb) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 600 (of 1303)  

Bu ayette büyük bir mucize mevcuttur. Yüce ALLAH sapkınlıkta bırakmak istediği kişilerin göğsünü sanki göğe yükseliyormuş gibi sıkısınırlıkısıtlıyetersiz yaptığını, ayrıca daralttığını bildirmiştir.

 Göğe yükselen bir insanda göğüs içinde ne gibi değişiklikler olur? 

Göğe yükselen bir insanda ilk değişiklik göğüs içindeki akciğerlerde görülür. Göğe doğru yükselince solunan havanın basıncı ve yoğunluğu azalır. Hava daha ince hale gelir. Dolayısı ile solunan oksijen gazının miktarı da azalır.

Göğe doğru yükselen bir insanın akciğerlerine sıvı birikimi olur. Buna yüksek irtifa akciğer ödemi ‘High-altitude pulmonary edem, HAPE’ denir. Normal yükseklikte yaşayan insanların kısa bir süre içinde yükseklere çıktıklarında (özellikle dağcılarda) başlarına gelebilecek çok tehlikeli bir durumdur.

Akciğerin esnekliğine ‘pulmonary compliance’ adı verilir. Normal bir akciğer belirli bir esnekliktedir ve insan rahat nefes alıp verebilir. Akciğerlere sıvı birikmesi ile (HAPE) akciğerler esnekliğini kaybeder. Bu durum bir balonun kalınlaşması ve şişirilmesinin zor olmasına benzetilebilir. Esneyemeyen akciğerler daha sıkıdaha kısıtlıdaha sınırlı ve daha yetersiz hale gelir. Tam da ayetteki deyyikan kelimesi gibi. Yüce Allah bu kelimeyi o kadar muhteşem şekilde seçmiştir ki bu kelime kaygıendişe (anxiety) anlamlarına da gelmektedir. 

Gerçekten de göğe yükselen bir insanda gelişen yüksek irtifa akciğer ödemi ‘High-altitude pulmonary edem’ ‘HAPE’ nefes almada güçlük yaratması nedeni ile çok ciddi kaygı ve endişeye de neden olmaktadır.

İlim sahipleri için, Ayette geçen ‘’Haracen’’ kelimenin geçişi de mucizevidir. Anlamına baktığımızda bir şeyi fiziksel olarak daraltmak anlamında olduğu anlaşılır.

Göğe yükselen bir insanın soluduğu havanın incelmesi nedeni ile aldığı oksijen miktarı azalır. Akciğerlere sıvı dolar (Akut akciğer ödemi). Bu sıvı dolması akciğerlerin esnekliğini azaltır. Akciğer sıkısertkısıtlıyetersiz hale gelir. Ayrıca akciğer atardamarlarının tümü daralır.

SubhanALLAH, 1400 yıl önce yaşamış olan bir beşer göğe yükselen bir insanın akciğerlerindeki değişiklikleri nasıl olur da bu kadar net işaret edebilir?

Yüce ALLAH’ımız Sünnetullah’ı ile (Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Embryoloji…gibi) yarattığı Evren’de Samanyolu Galaksisinde bir yıldızın (Güneşimiz) çevresinde yörüngede olan bir gezegeni (Dünyamız), yukarıda çok kısaca özetlediğim sıra ile, insanın yaratılışına hazır hale getirmiştir.

Mecid Kur’an’daki bilimsel mucizeleri kanıtlarıyla, detaylı olarak incelemek isteyenler YouTube’da kuranmucizeler kanalından dersleri izleyebilir, kuranmucizeler.com ve asronspace.net sitelerinden de faydalanabilir.

En Doğrusunu Alemlerin Rabbi Yüce ALLAH bilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir