RAHMAN SURESİ 8 ila 9. Ayetler’in Güncel Bilimsel Bulgular Işığında İncelenmesi

Bismillahirrahmanirrahim

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

55/8 Rahman Suresi 8. Ayet

Ölçü/ Denge konusunda haddi aşmayın.

اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْم۪يزَانِ

Ella tatgav fil mizan.

Bu ayet yüce ALLAH’tan bir ültimatomdur. Kur’an’da bir çok ayette haddini aşan insan ve kavimlerin ibretlik kıssaları mevcuttur. İnsanın ölçüyü/dengeyi bozması iki türlü olur. Birincisi Yüce ALLAH’a karşı ölçüyü çiğnemesidir; bu yaradılış gayesine aykırı hareket etmesi, kibirlenmesi, imtihanda olduğunu unutması bunun sonucu olarak ölçüyü aşmasıdır, ikincisi de Yüce ALLAH’ın rahmet olarak verdiği nimetlerde haddini aşmasıdır; doğanın dengesini bozucu eylemlerde bulunmak, hayvanlara merhametsiz, doğaya saygısız davranmak gibi.

Kur’an’da insanın veya bazı kavimlerin azması, taşması, haddi aşması için özellikle طغى / يطغى / تطغوا / طغيان kökünden kelimeler kullanılır. Türkçede bunlar genelde azmak, taşkınlık yapmak, haddi aşmak, tuğyan etmek, büyüklenmek ve zulümde ileri gitmek şeklinde çevrilir.

“Yetğâ kelimesi “azgınlaşır, haddi aşar”demektir.“Tatğav kelimesi ise “azmayın, taşkınlık etmeyin, haddi aşmayın” anlamındadır. Bir sonraki ayette ise Yüce ALLAH, insan ilişkilerinde haddi aşmamayı, ölçüyü bozmamayı buyurmaktadır ancak bu husustan 9. Ayetin incelenmesinde bahsedeceğim inşALLAH.

Yüce ALLAH’a karşı İnsanın/Kavimlerin haddini aşması/azması

Tuğyan kavramı kişinin soyluluk, zenginlik, siyasal ve sosyal statü, iktidar gücü vb. gelip geçici durumlara aldanarak önce yüce ALLAH’a, ardından yaratılmışlara karşı büyüklenmesi, yüce ALLAH’ın emirlerine boyun eğmeyi ve O’na kulluk etmeyi gururuna yedirememesi, mânevî ve ahlâkî açıdan değersiz şeylerin cazibesine kapılarak onlarla avunup aldanması yüzünden işlediği bütün olumsuz davranışları kapsamaktadır. Tuğyan insan tabiatında mevcut, her an harekete geçebilecek olan kibir ve benlik duygusundan kaynaklanır (Fücur) Akıl ve Gönlünü vahye bağlamayan, aklını yegâne rehber kabul ederek peygamberlerin uyarılarını dikkate almayan takvasını bastıran, fücuru öne çıkan bencil insan, maddî güç ve üstün bir sosyal statü elde edince çevresindekilerin telkinlerine kapılarak önce kendini beğenmeye, daha sonra ilişkilerinde itidal ve adaletten ayrılıp başkalarına haddini aşarak hükmetmeye yönelir, sonuçta tuğyan bataklığına saplanır. Bu sebeple iman açısından tuğyanın küfür ve şirk ile sonuçlanacağı, sosyal hayat ve insani ilişkiler açısından onun doğuracağı sonuçların başkalarına zulüm ve tahakküm şeklinde kendini göstereceği söylenebilir. Nitekim Kur’an’da geçmiş toplumların olumsuz davranışları ve onları helâke sevkeden sebepler sayılırken bunların tamamının tuğyan kapsamında olduğu belirtilmiştir (el-Mâide 5/64, 68; el-Hâkka 69/5; el-Fecr 89/6-14). Bu kelimenin, taşıdığı “aşırılık ve taşkınlık” anlamı sebebiyle “taaddî” (ölçüyü ve sınırı aşmak) ve dalâlet (ilâhî buyruklara aykırı davranmak) kelimeleriyle yakın anlamlı buna karşı akıllı ve bilgili olmayı, cehalet ve sefahatten uzak durmayı ifade eden “takva” kelimesiyle de karşıt anlamlı olduğu söylenebilir.

Kur’an’da tuğyan, insanın birey olarak veya bir toplumun sınırını unutup ALLAH’a, adalete, fıtrata ve ahlaka karşı taşkınlık yapmasıdır. Rabbimizin Kur’an’da verdiği örnekleri olmuş bitmiş tarihsel olaylar şeklinde düşünmek büyük hata olur. Kur’an zaman üstü olup tüm zamnlara şimdiye ve de geleceğe hitap eden bir kitaptır. Büyük günün azabından kaçınabilmek için örnekleri bu şekilde değerlendirmek gerekir. Kur’an’da ‘’tuğyan’’ Firavun gibi siyasi zulüm, İsrailoğulları örneğinde nimet içinde isyan, Lût kavminde ahlaki taşkınlık, Semûd’da mucizeyi yalanlama, Âd’da güçle kibirlenme, Medyen’de ekonomik hile, Fecr Suresi’nde medeniyet, iktidar ve güçle azma, Hâkka Suresi’nde ilahî uyarıyı yalanlayıp şiddetli azapla karşılaşma, insanda ise kendini yeterli görme şeklinde kendini gösterir.

Yani Kur’an’a göre azgınlık sadece “çok günah işlemek” değil; insanın haddini, ölçüyü ve kulluğunu unutmasıdır.

Başlıca şekilleri:

Kendini yeterli görmek Alak 96/6-7:

Siyasi güçle azmak, Firavun örneği:

Güç, iktidar ve zulüm birleşince tuğyan doğar.

Nimet içinde azmak, İsrailoğulları örneği:

Nimet verildiği hâlde şükür yerine isyan ve taşkınlık.

Ahlaki sınırları aşmak, Lût kavmi örneği:

Fıtrat, haya ve toplumsal ahlak sınırlarının çiğnenmesi.

Mucizeyi ve peygamberi yalanlamak, Semûd örneği:

Açık delil geldiği hâlde kibir ve inatla reddetmek.

Güçle övünmek, Âd kavmi örneği:

“Bizden daha güçlü kim var?” diyerek ilahî sınırı unutmak.

96/6 Alak Suresi

Şüphesiz ki, insan azar

كَلَّٓا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ

Kella innel insane le yatga

Burada geçen fiil: لَيَطْغَىٰ, ‘’le-yatğâ’’: kesinlikle azar / haddi aşar anlamındadır.

Bu ayet çok temel bir insan psikolojisini anlatır: İnsan kendini ALLAH’’a, ahlaka, sınıra ve hesaba muhtaç görmediğinde azgınlaşabilir ki hemen takip eden ayette Yüce ALLAH, insanın kendisini yeterli görmesinden dolayı ‘’azdığını’’ buyurmuştur. 

96/6 Alak Suresi

Kendisini yeterli gördüğü için.

اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ

En reahustagna.

11/112 Hud Suresi

Emredildiğin gibi dosdoğru ol, seninle beraber yönelmiş olanlarla birlikte. Aşma ve azgınlaşma. O, sizin yaptıklarınızı Görendir.

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاۜ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

Festekim kema umirte ve men tabe meake ve la tatgav, innehu bi ma ta’melune basir

11/113 Hud Suresi

Zalimlere sakın sempati duymayın, onları desteklemeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin ALLAH’tan aşağı dostlarınız ‘’evliya’’ yoktur, sonra size yardım da edilmez.

وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

Ve la terkenu ilellezine zalemu fe temessekumun naru ve ma lekum min dunillahi min evliyae summe la tunsarun.

Ayette Yüce ALLAH, sadece zalim olmamanın insanı kurtarmayacağını, aynı zamanda zalimlere sempati de beslenmemesi, onların desteklenmemesi gerektiğini ve İlahi anlamda ALLAH’tan başka hiçbir varlıktan yardım istememek/beklememek gerektiğini buyurmaktadır.

Kur’an’da tuğyan/azgınlık denince en açık örneklerden biri Firavun’dur.

20/24 Taha Suresi

Firavuna git! Çünkü o azdı

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟

İzheb ila fir’avne innehu taga

20/43 Taha Suresi

“İkiniz de Firavun’a gidin. Kuşkusuz o azgınlaştı.”

اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ

İzheba ila fir’avne innehu taga.

Kur’an’da Firavun’un tuğyan’ı ‘’azgınlığı’’ incelendiğinde altında yatan temel nedenler, ‘’güç sarhoşluğu, ilahlık iddiası, zulüm, kibir, hakikati bile bile reddetme ve insanları baskı altında tutmak istemesi’’ olarak göze çarpar.

Kur’an’da Firavun’un “azgınlaşması” (tuğyan etmesi), sadece bir kişinin kibri olarak değil; inanç, siyaset, zulüm ve toplumsal baskının birleşimi olarak anlatılır. Özellikle Kur’an’da Firavun’un azgınlığı ile ilgili olarak şu fiilleri öne çıkarılır:

İlahlık iddiası

79/24 Naziat Suresi 

“Ben sizin en yüce rabbinizim.” dedi.

فَقَالَ اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ

Fe kale ene rabbukumul a’la.



28/38 Kasas Suresi

Firavun: “Ey halkımın meleleri! Ben, sizin için benden başka ilah bilmiyorum. Ey Haman, benim için çamur üzerine hemen bir ateş yak; bana yüksek bir kule yap. Belki Musa’nın ilahı ile karşılaşırım. Onun yalancılardan olduğunu zannediyorum.” dedi.

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْر۪يۚ فَاَوْقِدْ ل۪ي يَا هَامَانُ عَلَى الطّ۪ينِ فَاجْعَلْ ل۪ي صَرْحاً لَعَلّ۪ٓي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰىۙ وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ

Ve kale fir’avnu ya eyyuhel meleu ma alimtu lekum min ilahin gayri, fe evkıd li ya hamanu alet tini fec’al li sarhan lealli attaliu ila ilahi musa ve inni le ezunnuhu minel kazibin.


Bu, Kur’an’da onun en büyük azgınlıklarından biri olarak sunulur.

Zulüm

28/4 Kasas Suresi

Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkını sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.

اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعاً يَسْتَضْعِفُ طَٓائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّـحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْـي۪ نِسَٓاءَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ

İnne fir’avne ala fil ardı ve ceale ehleha şiyean yestad’ıfu taifeten minhum yuzebbihu ebnaehum ve yestahyi nisaehum, innehu kane minel mufsidin




Büyüklük taslaması ve kibir


27/13 Neml Suresi

Onlara, gerçeği ortaya koyan ayetlerimiz gelince, “Bu apaçık sihirdir.” dediler.

فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ

Fe lemma caethum ayatuna mubsıraten kalu haza sihrun mubin

27/14 Neml Suresi 

Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak.

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟

Ve cehadu biha vesteykanetha enfusuhum zulmen ve uluvva, fenzur keyfe kane akıbetul mufsidin.

29/39 Ankebut Suresi

Karun, Firavun ve Haman’a; Musa kanıt içeren, apaçık bilgiyle geldi. Ne var ki onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar. Onlar kurtulanlardan olmadılar.

وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِق۪ينَۚ

Ve karune ve fir’avne ve hamane ve lekad caehum musa bil beyyinati festekberu fil ardı ve ma kanu sabikin.

İnsanları saptırması, Halkını Yanıltması

43/54 Zuhruf Suresi

Firavun halkını yanılttı. Bunun üzerine halkı ona itaat etti. Onlar fasık bir toplum oldular.

فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ

Festehaffe kavmehu fe atauh, innehum kanu kavmen fasikin.

79/37 Naziat Suresi

Fakat kim azgınlaşmış,

فَاَمَّا مَنْ طَغٰىۙ

Fe emma men taga.

79/38 Naziat Suresi

Yalnızca dünya hayatını tercih etmişse,

وَاٰثَرَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۙ

Ve aserel hayated dunya.

79/39 Naziat Suresi

Kuşkusuz Cehennem onun için barınaktır.

فَاِنَّ الْجَح۪يمَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ

Fe innel cahime hiyel me’va

Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, onun varacağı yer cehennemdir.

Tüm zamanlara hitap eden Kur’an bu ayetlerde Firavun örneğinden sonra genel bir ilke verir: ‘’Azgınlık sadece Firavun’a özgü değil, insanın genel bir sapma ihtimalidir’’.

92/8 Leyl Suresi

Fakat kim cimrilik eder, kendisini yeterli görürse,

وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ

Ve emma men bahıle vestagna.

92/9 Leyl Suresi

En iyiyi yalanlarsa

وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ

Ve kezzebe bil husna.

92/10 Leyl Suresi

Onun zora yönelmesini kolaylaştırırız

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ

Fe senuyessiruhu lil usra

‘’Kendini yeterli görmek’’ insanın fücurunda olan ancak akılla bağdaşmayan bir haldir. Yaşlanmasını geciktiremeyen, kalbinin atmasını durduramayan, tekrar başlatamayan, hücrelerinde hangi kimyasal reaksiyonların olduğundan haberi olmayan, iki tane hücrenin birleşimiyle başlayıp 9 ayda nasıl dünyaya geldiğinden haberi olmayan insanın kendini yeterli görmesi akla ziyandır. Tam bir ‘’tuğyan’’dır.

89/6 Fecr Suresi

Rabb’inin Ad kavmine ne yaptığını biliyor musun?

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙۖ

E lem tere keyfe feale rabbuke bi ad.

89/7 Fecr Suresi

Sütunlara sahip İrem’e!

اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ

İreme zatil ımad.

89/8 Fecr Suresi

Ki, beldeler içinde onun bir eşi yaratılmadı;

اَلَّت۪ي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِۙۖ

Elleti lem yuhlak misluha fil bilad.

89/9 Fecr Suresi

Ve vadide kayaları oyan Semud’a,

وَثَمُودَ الَّذ۪ينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ

Ve semudelleziyne cabussahre bil vad.

89/10 Fecr Suresi

Ve kazıklar sahibi Firavun’a;

وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۙۖ

Ve fir avne zil evtad.

89/11 Fecr Suresi

Onlar ki, ülkelerde tağutlaşmışlardı/azmışlardı

اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙۖ

Ellezine tagav fil bilad.

Buradaki ifade:

طَغَوْا فِي الْبِلَادِ

yani tağav fi’l-bilâd: “ülkelerde azgınlık ettiler.”

Fecr Suresi’nde Âd, Semûd ve Firavun birlikte zikredilir. 

Ortak özellikleri güç, medeniyet, mimari veya iktidar sahibi olmalarına rağmen haddi aşmalarıdır.

89/12 Fecr Suresi

Böylece oralarda kötülüğü çoğaltmışlardı.

فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙۖ

Fe ekseru fihel fesad.

Bu ayet tuğyanın toplumsal sonucunu gösterir: Azgınlık, sadece bireysel günah olarak kalmaz; yeryüzünde fesada, zulme ve bozulmaya dönüşür.

89/13 Fecr Suresi

Bu yüzden Rabb’in onlara türlü felaketler yağdırdı

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍۙۖ

Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azab.

Haddi aşan toplumlar, sonunda ilahî adaletle karştılar.

89/14 Fecr Suresi

Çünkü Rabb’in sürekli gözlemektedir.

اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِۜ

İnne rabbeke le bil mirsad.

Aynı surenin 15 ila 20. Ayetlerinde ise Kur’an detaylarla insanın birey olarak azgınlaşmanın örneklerini vermektedir. Bunlar arasında, ‘’Verilen nimetlere nankörlük etme, yetime, yoksula sırt çevirme, onları hor görme, onlara ikram etmeme, miras/mal paylaşımında adaleti gözetmeyip hak yeme ve dünya malını çok sevmek’’ vardır. O ayetler;

89/15 Fecr Suresi

Fakat o insan; Rabb’i ne zaman onu sınamak için ikramda bulunsa ve ona nimet verse, “Rabb’im bana ikram etti.” der.

فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ

Fe emmel insanu iza mebtelahu rabbuhu fe ekremehu ve na’amehu fe yekulu rabbi ekremen.

89/16 Fecr Suresi

Fakat ne zaman ona sınamak için rızkını ölçülü verirse, “Rabb’im beni önemsemedi” der.

وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَهَانَنِۚ

Ve emma iza mebtelahu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekulu rabbi ehanen.

89/17 Fecr Suresi

Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.

كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ

Kella bel la tukrimunel yetim.

89/18 Fecr Suresi

Yoksulu yedirmede birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.

وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ

Ve la tehaddune ala taamil miskin.

89/19 Fecr Suresi

Varis olduğunuz mirası hak gözetmeden yiyorsunuz.

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلاً لَماًّۙ

Ve te’kulunet turase eklen lemma.

Bu ayette miras paylaşımında adaletin mutlaka gözetilmesi gerektiği emredilir.

89/20 Fecr Suresi

Malı büyük bir sevgiyle, çok seviyorsunuz.

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُباًّ جَماًّۜ

Ve tuhıbbunel male hubben cemma.

‘’Dünya malına düşkün olmak’’ mü’minlerde olmaması gereken bir haslettir.

80/17 Abese Suresi

O insan kendisini mahvetti, o ne kadar da nankördür.

قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ

Kutilel insanu ma ekferah.

107/2 Maun Suresi

İşte o, yetimi itip kakar.

فَذٰلِكَ الَّذ۪ي يَدُعُّ الْيَت۪يمَۙ

Fe zalikellezi yedu’ul yetim.

107/3 Maun Suresi

Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.

وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ

Ve la yahuddu ala taamil miskin

Ayetlerde yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya yanaşmayan nankör insan lanetlenir. Bu insan tipi, ölçüyü aşmış, adalet dengesini bozmuştur.

102/1 Tekasür Suresi

Çoğaltma isteği sizi oyaladı.

اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ

Elhakumut tekasur.

102/2 Tekasür Suresi

Ta ki ölüp kabirlere girinceye kadar.

حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ

Hatta zurtumul mekabir.

Mal çoğaltma isteği, fücurun baskın olduğu karakterlerde etkili olur, bencillikle ilişkilidir, Kur’an bu insan tipolojisini lanetler. İmtihanda olduğunun bilincinde olan erdemli insan, sadece kendisini değil, tüm insanları düşünür, adaletle karar verir Yüce ALLAH’a takvalı olur ve mutlaka gelecek olan ‘’büyük gün’’ün azabından korkar.

Kur’an’da geçen bazı azgınlaşan ve cezalandırılan kavimler

İsrailoğulları 

17/4 İsra Suresi

İsrailoğulları’na Kitap’ta yargıda bulunduk: “Siz kesinlikle iki kez yeryüzünde fesat çıkaracaksınız ve kibirlenip böbürleneceksiniz.”

وَقَضَيْنَٓا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْـلُنَّ عُـلُواًّ كَب۪يراً

Ve kadayna ila beni israile fil kitabi le tufsidunne fil ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebira.

20/81 Taha Suresi

Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeyleri yiyin. (İsrailoğulları’na) Bu konuda azgınlık yapmayın. Yoksa gazabıma uğrarsınız. Kim gazabıma uğrarsa, kesinlikle o tepetaklak olmuştur.

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى

Kulu min tayyibati ma rezaknakum ve la tatgav fihi fe yahılle aleykum gadabi ve men yahlil aleyhi gadabi fe kad heva

Buradaki kelime:

لَا تَطْغَوْا

yani lâ tatğav: “azmayın, taşkınlık etmeyin, haddi aşmayın.”

Bu ayet özellikle İsrailoğulları bağlamında çok önemlidir. Yüce ALLAH onlara nimet vermiştir; fakat nimet içinde azmamaları istenmiştir.

2/61 Bakara Suresi

Fakat siz, “Musa! Artık tek bir çeşit yiyeceğe dayanamayacağız. Efendini bizim için çağır da bize fasulye, kabak, sarımsak, mercimek, soğan gibi toprağın bitirdiğinden yetiştirsin” demiştiniz de, “İyi olanı daha düşük olanla mı (özgürlüğü kölelikle mi) değiştirmek istiyorsunuz? İsterseniz Mısır’a geri dönün, orada aradığınızı bulabilirsiniz!” demişti. Böylece alçaklık ve yoksulluğa mahkûm edildiler ve ALLAH’ın gazabına uğradılar. Çünkü onlar ALLAH’ın ayetlerine karşı sürekli nankörce davranıyorlar, peygamberleri haksız yere öldürüyorlardı. Çünkü onlar, karşı gelip taşkınlıkta bulunuyorlardı

وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۜ قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذ۪ي هُوَ خَيْرٌۜ اِهْبِطُوا مِصْراً فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْۜ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۟

Ve iz kultum ya musa len nasbira ala taamin vahidin fed’u lena rabbeke yuhric lena mimma tunbitulardu min bakliha ve kıssaiha ve fumiha ve adesiha ve basaliha, kale e testebdilunellezi huve edna billezi huve hayr, ihbitu mısran fe inne lekum ma seeltum ve duribet aleyhimuz zilletu vel meskenetu ve bau bi gadabin minallah, zalike bi ennehum kanu yekfurune bi ayatillahi ve yaktulunen nebiyyine bi gayril hak, zalike bi ma asav ve kanu ya’tedun

Bu ayette İsrailoğulları’nın verilen nimetlere karşı memnuniyetsizlik göstermesi anlatılır. Ayetin sonunda:

ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُوا يَعْتَدُونَ

Karşı gelip taşkınlıkta bulunuyorlardı

Burada kullanılan kök طغى değil, اعتدى /ya‘tedûn yani “haddi aşmak, saldırganlık etmek”tir. Anlam olarak tuğyana yakındır.

Lut Kavmi

Lût kavmi için Kur’an’da genellikle fuhuş, haddi aşma, israf, cehalet ve suçluluk gibi ifadeler kullanılır. Doğrudan طغى kökü her yerde geçmez; ama anlam olarak açıkça taşkınlık ve sınır aşımı vardır.

7/80 Araf Suresi

Hani Lut da halkına şöyle demişti: “Ey halkım! Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir fahişeliği mi yapıyorsunuz?”

وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ

Ve lutan iz kale li kavmihi e te’tunel fahışete ma sebekakum biha min ehadin minel alemin.

7/81 Araf Suresi

“Siz kadınları bırakıp erkeklere cinsel duygularla yöneliyorsunuz. Siz sınırı aşan bir topluluksunuz!”

اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

İnnekum le te’tuner ricale şehveten min dunin nisai, bel entum kavmun musrifun

Fuhşu yaygınlaştırarak ölçüyü aşan Lut Kavmi’ni Yüce ALLAH helak etmiştir.

Semûd kavmi

Hz. Sâlih’in kavmidir. Onlarda da azgınlık, kibir, mucizeyi yalanlama ve ilahî sınırı çiğneme vardır.

91/11 Şems Suresi

Semud halkı tağutluğu/azgınlığı nedeniyle yalanladı.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ

Kezzebet semudu bi tagvaha.

91/12 Şems Suresi

Onların en azgını ayaklandığı zaman,

اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ

İzin baase eşkaha.

91/13 Şems Suresi

ALLAH’ın Resul’ü Salih onlara, “O, ALLAH’ın dişi devesidir, onun su içme hakkına dokunmayın.” dedi.

فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠

Fe kale lehum resulullahi nakatallahi ve sukyaha.

91/14 Şems Suresi

Fakat onu yalanladılar. Sonra onu kestiler. Rabb’leri suçları nedeniyle üzerlerini azapla kapladı. Orayı yerle bir etti.

فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ

Fe kezzebuhu fe akaruha fe demdeme aleyhim rabbuhum bi zenbihim fe sevvaha.

Semûd’a dişi devenin bir mucize olarak verildiği, fakat onların onu kestikleri anlatılır.

Burada ana tema Yüce ALLAH’ın ayetini yalanlama, mucizeye karşı gelme, haddi aşma ve peygamberi dinlememedir.

Hâkka Suresi, Semûd ve Âd kavimlerini çok çarpıcı bir şekilde anlatır. Bu surede onların azgınlığı doğrudan “tağiye” kelimesiyle ve helâk biçimleriyle birlikte zikredilir.

69/4 Hakka Suresi

Semud ve Ad halkı Karia’yı yalanladılar.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ

Kezzebet semudu ve adun bil kariah.

Burada Semûd ve Âd’ın ortak yönü, ilahî uyarıyı ve büyük hakikati yalanlamalarıdır.

69/5 Hakka Suresi

Bu nedenle Semud halkı büyük bir yıkımla yok edildi.

فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ

Fe emma semudu fe uhliku bit tagıyeh.

Buradaki kelime:

الطَّاغِيَةِ

yani et-tâğiye: “azgın, taşkın, sınırı aşan felaket” anlamı taşır. Bu kelime طغى köküyle bağlantılıdır. Hem felaketin şiddetini hem de kavmin azgınlığının sonucunu çağrıştırır.

69/6 Hakka Suresi

Ad halkı ise kasıp kavuran, şiddetli bir fırtına ile yok edildi.

وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ

Ve emma adun fe uhliku bi rihın sarsarin atiyeh.

Buradaki kelime:

عَاتِيَةٍ

yani âtiyeh: “azgın, şiddetli, başkaldırmış gibi taşkın” anlamındadır. Bu kelime طغى kökünden değil, عتو kökündendir; fakat anlam olarak azgınlık ve taşkınlık fikrine çok yakındır.

Hâkka Suresi’nde önemli nokta şudur: Semûd ve Âd sadece günah işleyen topluluklar olarak değil, ilahî uyarıyı yalanlayan, sınırı aşan ve sonunda taşkın bir azapla karşılaşan kavimler olarak sunulur.

69/7 Hakka Suresi

Onu, yedi gece ve sekiz gün; hiç ara vermeden üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o halkı, orada kökünden sökülmüş hurma ağacı kütükleri gibi yere serilmiş görürsün.

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ

Sehhareha aleyhim seb’a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen fe terel kavme fiha sar’a ke ennehum a’cazu nahlin haviyeh

Hâkka Suresi’nde, Semûd ve Âd’ın kıyameti / büyük hakikati yalanlaması vurgulanır. Semûd “tâğiye” yani azgın ve şiddetli bir felaketle helâk edilir. Âd ise uğultulu, azgın ve dondurucu bir rüzgârla helâk edilir. Vurgu daha çok ilahî azabın büyüklüğü ve inkârın sonucudur.

Âd kavmi

 Kur’an’da azgınlık, kibir ve güçle övünme ile anılır.

41/15 Fussilet Suresi

Ad’a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar: “Bizden daha güçlü kim olabilir?” dediler. Kendilerini yaratan ALLAH’ın, kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ayetlerimizi bile bile reddediyorlardı.

فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

Fe emma adun festekberu fil ardı bi gayril hakkı ve kalu men eşeddu minna kuvveh, e ve lem yerev ennellahellezi halakahum huve eşeddu minhum kuvveh ve kanu bi ayatina yechadun

Burada طغى kökü değil ama istikbâr, yani kibirlenme vardır.

Nûh kavmi

Nuh Kavmi için de Kur’an’da inkâr, büyüklenme, sapma ve peygambere karşı direniş temaları vardır.

71/21 Nuh Suresi

Nuh: “Rabb’im! Kuşkusuz onlar bana asi oldular. Malı ve evladı kendisine zarardan başka bir şey artırmayan kimseye uydular.” dedi.

قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْن۪ي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَاراًۚ

Kale nuhun rabbi innehum asavni vettebeu men lem yezidhu maluhu ve veleduhu illa hasara

71/24 Nuh Suresi

“Pek çoğunu saptırdılar. Sen de bu zalimlerin şaşkınlıklarından başka bir şeylerini artırma!”

وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يراًۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالاً

Ve kad edallu kesira, ve la tezidiz zalimine illa dalala

İnsanın Yüce ALLAH’ın Rahmet ettiği Nimetlere karşı Haddini Aşması/Azması

İnsanlık, tarih boyunca doğadan faydalanarak medeniyetler kurmuş, teknolojik ve bilimsel gelişmeler sayesinde büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak özellikle sanayi devriminden sonra doğal kaynakların aşırı kullanımı, plansız kentleşme, fosil yakıt tüketimi ve çevreye zarar veren üretim yöntemleri dünyanın ekolojik dengesini ciddi biçimde etkilemiştir. İnsanın azması, tağuta düşmesi değişik bir boyut kazanmıştır, ancak devam etmiştir. Böylece günümüzde çevre sorunları yalnızca belirli bölgeleri değil, bütün insanlığı ilgilendiren küresel problemler hâline gelmiştir. İnsanın bencilliği öyle fazladır ki kendi çocuklarının, torunlarının yaşayacağı dünyanın ne halde olacağı umurunda bile değildir. Bu da Yüce ALLAH’ıN koyduğu ölçüyü aşmak demektir. 

Hava Kirliliği

Hava kirliliği, atmosferde insan sağlığına ve çevreye zarar verecek maddelerin yoğunlaşması sonucu oluşur. Fabrika bacalarından çıkan gazlar, motorlu taşıtların egzozları, kömür ve petrol gibi fosil yakıtların yakılması atmosfere büyük miktarda karbon dioksit, metan, azot oksit ve kükürt dioksit salınmasına neden olur. Bu gazlar küresel ısınmayı hızlandırırken aynı zamanda asit yağmurlarına yol açar. Hava kirliliği astım, bronşit, akciğer kanseri ve kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hava kirliliği her yıl milyonlarca erken ölüme neden olmaktadır. 

Su Kirliliği

Sanayi tesislerinden çıkan kimyasal atıklar, kanalizasyon suları, petrol sızıntıları ve tarım ilaçları nehirleri, gölleri ve denizleri kirletmektedir. Özellikle ağır metaller ve toksik maddeler deniz yaşamını tehdit etmektedir. Deniz canlıları bu maddeleri vücutlarında biriktirebilmekte ve bu durum besin zinciri yoluyla insanlara kadar ulaşabilmektedir. Mikroplastikler günümüzde okyanusların en derin bölgelerinde ve hatta insan kanında bile tespit edilmiştir. Su kirliliği temiz içme suyuna erişimi de zorlaştırmaktadır.

Toprak Kirliliği ve Kimyasal Atıklar

Tarımda aşırı miktarda kullanılan gübreler ve pestisitler toprağın doğal yapısını bozmaktadır. Sanayi kuruluşlarından çıkan ağır metaller ve toksik kimyasallar toprağa karışarak hem bitkilere hem de yer altı sularına zarar verir. Bazı kimyasallar doğada yüzlerce yıl boyunca çözünmeden kalabilmektedir. Toprak verimliliğinin azalması ise tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehdit etmektedir.

Plastik Atıklar

Plastikler doğada çok uzun süre çözünmeden kalmaktadır. Tek kullanımlık plastiklerin aşırı tüketimi çevre kirliliğini büyük ölçüde artırmıştır. Denizlere atılan plastik atıklar balıklar, kuşlar ve deniz kaplumbağaları tarafından yiyecek sanılarak yutulmaktadır. Bu durum her yıl milyonlarca canlının ölümüne neden olmaktadır. Plastiklerin parçalanmasıyla oluşan mikroplastikler ise artık insan vücudunda bile bulunabilmektedir.

Nükleer Bombalar ve Radyasyon

Nükleer silahlar insanlığın geliştirdiği en yıkıcı teknolojilerden biridir. Nükleer patlamalar sadece büyük can kayıplarına yol açmaz; aynı zamanda çevrede uzun yıllar süren radyasyon etkileri bırakır. Ama nankör ve bencil insan tabii ki bunu umursamamıştır. Radyasyon; kanser, genetik bozukluklar ve doğumsal hastalıklara neden olabilir. Nükleer santral kazaları da geniş bölgelerin yaşanamaz hâle gelmesine yol açabilmektedir. Çernobil ve Fukuşima gibi felaketler, radyasyonun çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini açık şekilde göstermiştir. 

Ancak insanın haddini aşmasına, Yüce ALLAH’ın mizanını bozmasına verilebilecek en güzel örneklerin başında maalesef ‘’Atom Bombası’’ gelir. Haddini bilmeyen insan bunu da yapmıştır. Çoluk çocuk, kadın, yaşlı, bebek demeden ihtirasla iki şehrin ortasına bırakılan bu nükleer bombaları yapanların, atılmasına, üretilmesine onay verenlerin, destekleyenlerin, o bombayı bırakan askerlerin Din Günü’nde nasıl hesap vereceğini göreceğiz inşALLAH. 

30/6 Rum Suresi

ALLAH’ın vaadi gerçekleşecektir. ALLAH sözünden caymaz fakat insanların çoğu bilmezler.

وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Va’dallah, la yuhlifullahu va’dehu ve lakinne ekseren nasi la ya’lemun.

30/12 Rum Suresi

Kıyametin kopacağı gün, günahkarlar büsbütün ümitlerini kaybedecekler ve sus pus olacaklardır.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ

Ve yevme tekumus saatu yublisul mucrimun

Atom Bombalarının kısa hikayesi;

6 Ağustos 1945 sabahı saat 08:15’te Enola Gay adlı B-29 bombardıman uçağı tarafından ‘Little Boy’ isimli uranyum temelli atom bombası Hiroşima’ya bırakıldı. Patlama yaklaşık 15 kiloton TNT gücündeydi. Şehir merkezinin yaklaşık 600 metre üzerinde patlayan bomba çok büyük bir yıkıma neden oldu. Patlama sırasında milyonlarca derece sıcaklık oluştu. İnsanların bir kısmı anında hayatını kaybetti veya buharlaştı. Şehirde büyük yangınlar çıktı ve yapıların büyük bölümü yok oldu. İlk gün yaklaşık 70–80 bin kişi öldü. 1945 sonuna kadar ölü sayısının yaklaşık 140 bine ulaştığı tahmin edilmektedir. 

9 Ağustos 1945 tarihinde ‘Fat Man’ isimli plütonyum temelli atom bombası Nagazaki’ye atıldı. Bombanın gücü yaklaşık 21 kiloton TNT idi. Patlama sonucu yaklaşık 40 bin kişi ilk anda yaşamını yitirdi. 1945 sonuna kadar ölü sayısı 70–80 bine ulaştı. Şehrin büyük bölümü ağır hasar gördü. Yani vahşiler iki tane atom bombası ile 250 bin kişiye yakın masum insanı öldürdüler, 

Dünya tarihinde her hangi bir sebeple sadece iki gün içinde yapılan eylemlerle öldürülen maksimum masum insan sayısı budur.

Atom bombası nükleer fisyon adı verilen süreçle çalışır. Uranyum-235 veya Plütonyum-239 çekirdeği parçalandığında çok büyük miktarda enerji açığa çıkar. Zincirleme reaksiyon sonucu saniyenin çok küçük bir bölümünde devasa bir patlama meydana gelir.

Patlamadan kurtulan insanlar ciddi radyasyon hastalıklarına maruz kaldı. Kısa vadede deri yanıkları, saç dökülmesi, iç organ hasarı ve kanamalar görüldü. Uzun vadede ise lösemi, kanser ve genetik hasar gibi sağlık sorunları ortaya çıktı.

Kur’an’da bu büyük insanlık suçuna, bu büyük Tağuta, kendini üstün ve yeterli görmeye, bencillik, merhametsizlik ve de zalimliğe bir işaret var mıdır acaba? 

Adiyat suresinin müteşabih ayetleri incelendiğinde, deliller ışığında Atom bombası’nın atılma süreci ile birlikte değerlendirildiğinde bize güçlü deliller sunuyor. Sure bize İnsanın bu zalimliği yaparak, bir sabah sınrları aşarak giden B 29 bombardıman uçaklarıyla (100/1), kıvılcımla ateşlenen Atom Bombası’nı (100/2), ihtirasla hareket ederek bir sabah vakti (100/3), atıldığında girdaplı çok büyük bir toz bulutu kaldıran (100/4) ve bu bombayı bir topluluğun ortasına atan (100/5) insanın Rabbi’ne karşı çok nankör olduğunu (100/6) ve kendisinin de buna tanık olduğunu (100/7) bildirmektedir.

Zalim, merhametsiz ve haddini bilmeyen, Din Günü diye bir derdi olmayan, nankör insanlar Hiroşima ve Nagazaki’de maksimum sayıda masum insan ölsün diye şehrin tam ortasını hedef almışlardır. İbrahim Suresi 42. Ayet bu zalimlerin başına gelecekleri bize bildiriyor.

14/42 İbrahim Suresi

Zalimlerin yapmakta olduklarından ALLAH’ı habersiz sanma. Onları sadece, gözlerin dehşetten donup kalacağı güne kadar ertelemektedir.

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ

Ve la tahsebennallahe gafilen amma ya’meluz zalimun, innema yuahhıruhum li yevmin teşhasu fihil ebsar

100/1 Adiyat Suresi

And olsun sınırları aşıp gidenlere, bir yanmayla

وَالْعَـادِيَاتِ ضَبْـحاًۙ

 Vel adiyati dabha.

100/2 Adiyat Suresi

Ve ateşlenip tutuşanlar, bir kıvılcımla

فَالْمُـورِيَاتِ قَـدْحاًۙ

 Fel muriyati kadha.

100:1 ve 100:2 ayetleri bütün olarak düşünüldüğünde işaret edilen çoğul şeylerin motorlu uçaklar oldukları görülür. Ancak bu işaret edilen motorlu uçaklar herhangi bir motorlu uçak değildir. 100:3100:4 ve 100:5 ayetlerinden inşAllah anlayacağız ki bu uçaklar B29 bombardıman uçaklarıdır.  

Kısaca B29 bombardıman uçakları ile ilgili bilgiler verelim;

Bu uçaklar insanoğlunun ürettiği en yüksekten uçan uçaklardan birisidir. Ayrıca uzun mesafeler kat edebilirler. Bu noktalarda diğer uçuklardan ayrışırlar. Kıvılcımlar çıkararak benzini yakan-tutuşturan bir motor. B29’larda bu motorlardan 4 adet vardı. Bu 4 adet motorun kıvılcımlarla yanıp tutuşması ile ve bu yanmanın oluşturduğu itici kuvvet ile B29’lar sınırları aşarak uzun mesafeler kat edebilir. 

100/3 Adiyat Suresi

Ve hasetle hareketlenip işe koyulanlar bir sabah

فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحاًۙ

 Fel mugirati subha.

B29 Bombaardıman uçakları içinde Enola Gay isimli olan uçak 6 Ağustos 1945 sabah 08:15 ‘te zalimlerin ‘’little boy’’ ismini taktıkları Ölüm bombasını en fazla sayıda insanı öldürebilmek için Hiroşima şehrinin tam ortasına bırakmıştır. Yüce ALLAH’ım bunun hesabını soracaktır. Ağustos’ta Nagazaki şehrinin ortasına yine sabah saatlerinde bu defa ‘’Fat boy’’ ismini taktıkları ölüm bombasını (Çok şakacı çocuklar bunlar!!! Bir kısım Cehennem ehli de böyle şakacı olacak demek ki!) şehrin orta yerine bırakmışlardır.

100/4 Adiyat Suresi

Ve girdaplı bir toz fırtınası kaldıranlar onunla

فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعاًۙ

 Fe eserne bihi nak’a.

100:4 ayetinde; ‘Ve girdaplı bir toz fırtınası kaldıranlar onunla.’ buyurulmuştur.

Bu ayet çok çok önemlidir. Arapça gramere dikkat edilerek yapılan bir çeviride bu ayet bize inanmaz işaretler sunular.

‘’bihi’’ zamiri tekil ve eril olarak gelmiştir. Oysa uçaklar hep dişil ve çoğul olarak işaret edilmişti. Demek ki bihi zamiri ile işaret edilen şey uçakla ilgili olsa da uçaktan farklı bir şeydir. Bu şey her ne ise bir girdaplı toz fırtınası kaldırmaktadır, hem de tek başına. Bu da bize açıkça gösterir ki ‘bihi’zamiri ile işaret edilen şey bir Atom Bombasıdır.

Bu bomba normal bombalara benzememektedir. Çünkü girdaplı bir toz fırtınası oluşturmaktadır. Bu şekilde girdaplı bir toz (bulut) fırtınasına tek başına (‘bihi’, tekil zamir) neden olabilecek tek şey bir atom bombasıdır.

100/5 Adiyat Suresi

Ve ortalayanlar onunla bir topluluğu

فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعاًۙ

 Fe vesatne bihi cem’a.

Zalimler bombayı şehrin tam ortasına bırakmışlardır. Bomba 53 saniyede düştü ve şehrin 600 metre üzerinde kıvılcımla başlatılan işlemle patlatıldı. Nagazaki’ye atılan atom bombası da yine şehrin orta yerine atılmıştır.

100/6 Adiyat Suresi

Kuşkusuz o insan Rabb’ine karşı çok nankördür.

اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ

 İnnel insane li rabbihi le kenud.

100/7 Adiyat Suresi

Ve o da buna tanıktır.

وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ

 Ve innehu ala zalike le şehid.

Âdiyât sûresinin besleme 0. ayet olarak sayıldığında 7. ayeti olan ayette Yüce ALLAH; 

‘Doğrusu insan Rabbine karşı mutlak nankördür.’ buyurmaktadır. 

Bu zalimler akla Hud Suresinin ayetlerini getiriyor:

11/111 Hud Suresi

Rabb’in onların yaptığı her şeyin karşılığını tam olarak verecektir. O, onların yaptıklarından haberdardır.

وَاِنَّ كُلاًّ لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْۜ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

 Ve inne kullen lemma le yuveffiyennehum rabbuke a’malehum, innehu bima ya’melune habir.

11/119 Hud Suresi

Ancak Rabb’inin rahmet ettikleri hariç. Bunun için yarattı onları. Kesinlikle Rabb’inin takdir ettiği, “Cehennem’i cinlerden ve insanlardan dolduracağım” hükmü gerçekleşecektir.


اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَۜ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْۜ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ

 İlla men rahime rabbuk, ve li zalike halakahum, ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ven nasi ecmain

Yüce ALLAH, bu ayette takva sahibi olup, sorumluluklarının bilincinde olan mü’min kullarını rahmetine almak için yarattığını buyurmaktadır. Yüce ALLAH’ın rahmetine mazhar olanlardan olmak için süregelen bir imtihanda olduğumuzu unutmamalıyız. 

11/121 Hud Suresi

İnanmayanlara de ki: “Elinizden ne geliyorsa yapın. Biz de yapmaktayız.”

وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْۜ اِنَّا عَامِلُونَۙ

 Ve kul lillezine la yu’minuna’melu ala mekanetikum, inna amilun

Bu zalimlerin Yüce ALLAH’ın ayetlerine inanmadıkları ortadadır.

11/122 Hud Suresi

“Bekleyin! Şüphesiz biz de bekliyoruz.”

وَانْتَظِرُواۚ اِنَّا مُنْتَظِرُونَ

 Ventazır, inna muntazırun.

Mearic Suresi’nin Yüce ALLAH’ın zamanın göreceliliğini (izafiyet) bundan 1400 sene önce işaret ettiği muhteşem ayetlerinde ‘’zalimlerin azabı uzak gördüğünü’’ buyurur Rabbimiz; ama Sa’at yakındır. Şehrin ortasına bomba atıp çoluk çocuk demeden masumları öldürenler yaptıkları yanına kalacak zannediyorlar, onlar zannetmeye devam etsinler, biz ayetlerimize dönelim;

70/1 Mearic Suresi

İsteyen, gerçekleşecek olan azabı istedi.

سَاَلَ سَٓائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍۙ

Se ele sailun bi azabin vakı’n.

70/2 Mearic Suresi

Kafirler için engellenemez olan azabı.

لِلْـكَافِر۪ينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌۙ

Lil kafirine leyse lehu dafi’.

‘’Kafir, Yüce ALLAH’ın ayetlerinin üzerini örten demektir, görmezden gelen, kapatan, yani müslümanım diyen bir insan da eğer ALLAH’ın ayetlerini görmezden geliyorsa, ayetlerin üzerini çeşitli oyunlarla, madrabazlıklarla kapatıyorsa, o da pek tabii kafir olur.’’

70/3 Mearic Suresi

Mearic (Yükselme-bükülme yerleri) sahibi Allah tarafından.

مِنَ اللّٰهِ ذِي الْمَعَارِجِۜ

Minallahi zil mearic.

70/4 Mearic Suresi

Melekler ve ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde O’na yükselir.

تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْس۪ينَ اَلْفَ سَنَةٍۚ

Ta’rucul melaiketu ver ruhu ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu hamsine elfe seneh.

70/5 Mearic Suresi

O halde, güzel bir sabır ile sabret.

فَاصْبِرْ صَبْراً جَم۪يلاً

Fasbir sabren cemila.

70/6 Mearic Suresi

Onlar onu uzak olarak görüyorlar.

اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَع۪يداًۙ

İnnehum yerevnehu baida.

70/7 Mearic Suresi

Biz, onu yakın görüyoruz.

وَنَرٰيهُ قَر۪يباًۜ

Ve nerahu kariba.

Aşağıda gösterildiği gibi gibi yüzbinlerce insanın feci şekilde ölmesine neden olan Hiroşima bombalamasında toplam 70 mürettebat toplam 7 uçak içinde görev almıştır. 7 uçak ve 70 mürettebatı görünce ister istemez akıllara Kur’an’da cehennemin 7 kapısı, 77 cehennem kelimesi geçişi ve 70 kıyamet günü geçişini getiriyor.  Mearic Suresi 70. Suredir ve 7. Ayette Rabbimiz, Cehennem Azabını işaret etmektedir. (70/7)

Mutaffifin Suresi’nde ‘’Siccin’’ kelimesi de 7. Ayette geçer, (Kötülerin kaydı Siccindedir) Kur’an’da Cehennem kelimesi tam 77 kez geçer ve Cehennemin 7 kapısı vardır (Hicr/44).

Uçak SayısıMürettebat sayısı
Enola Gay (Atom bombasını taşıyan B29).12
The Great Artiste.12
Necessary Evil.10
Full House.9
Jabit III.9
Straight Flush.9
Big Stink.9
Toplam=7Toplam=70

https://kuranmucizeler.com/adiyat-suresi-b29-ucaklari-hirosima-ve-nagazaki-ye-atilan-atom-bombalari

Bekleyin! Şüphesiz ki biz de bekleyenleriz.” (11/122)

Şimdi ölçüyü aşmanın diğer bazı ögelerine bakalım;

Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar

Genetiği değiştirilmiş gıdalar (GDO’lu ürünler), bir canlının DNA’sına laboratuvar ortamında başka bir canlıdan gen eklenmesi veya mevcut genlerinin değiştirilmesiyle elde edilen ürünlerdir. Bu teknoloji; verimi artırmak, böceklere dayanıklılık sağlamak, kuraklığa direnç kazandırmak veya raf ömrünü uzatmak amacıyla geliştirilmiştir. 

Ancak uzun vadeli etkileri konusunda bilimsel, etik ve çevresel tartışmalar hâlâ devam etmektedir. Doğaya verdiği zararların yanı sıra, tekelleşme ile de büyük şirketlerin kazanacağı paralar bir kaç koldan haddin aşılması sonucunu doğurur.

Bazı araştırmacılar hormonal sistem, bağışıklık sistemi ve bağırsak mikrobiyotası üzerinde dolaylı etkiler olabileceğini düşünmektedir. Bir canlıdan başka bir canlıya gen aktarılması, beklenmedik proteinlerin oluşmasına neden olabilir. Bu durum bazı kişilerde alerjik reaksiyon riskini artırabilir.

Bazı eski GDO çalışmalarında antibiyotik direnç genleri işaretleyici olarak kullanılmıştır. Teorik olarak bu genlerin bakterilere geçmesi, antibiyotiklere dirençli bakterilerin artmasına neden olabilir.
Bazı araştırmacılar pestisit dirençli GDO ürünlerinin ve yoğun tarım kimyasallarının bağırsak florasını değiştirebileceğini öne sürmektedir.
Herbisit Kullanımının Artması önemli bir sorun olarak göze çarpmaktadır. Bazı GDO ürünleri belirli tarım ilaçlarına dayanıklı olacak şekilde geliştirilmiştir. Bu durum kimyasal kullanımının artmasına neden olabilir. Bunun sonucunda Pestisit Dirençli “Süper Otlar” gelişebilir,
Doğada canlılar adapte olur. Uzun süre aynı kimyasallar kullanıldığında ilaçlara dayanıklı yabani otlar bu şekilde gelişebilir.

Tek tip genetik yapıya sahip ürünlerin yaygınlaşması yerel tohumların azalmasına ve genetik çeşitliliğin düşmesine ve  biyoçeşitliliğin azalmasına neden olabilir.
GDO’lu bitkilerin polenleri başka alanlara taşınabilir ve doğal bitkilere gen geçişi olabilir.

Bazı genetik değişiklikler zararlı böcekleri hedef alsa da arılar ve kelebekler gibi faydalı canlılar da etkilenebilir.

Tohum Tekelleri konusu tabii önemli bir parametredir, GDO teknolojileri çoğunlukla büyük şirketlerin patentleri altındadır (Özellikle İsrail). Çiftçiler her yıl yeniden tohum almak zorunda kalabilir. Bu şekilde ‘’tohum tekelleri’’ oluşur,  Bu da ekonomik kaygılarla insanın haddini aşmasına örnektir.
Yerel ve geleneksel tohumların zamanla yok olması kültürel ve biyolojik kayıplara neden olabilir.
Bazı insanlar GDO’ya: doğallığa müdahale edildiği, türler arası gen aktarımının etik olmadığı,
yaşamın ticari bir ürün hâline getirildiği gerekçeleriyle etik açıdan karşı çıkmaktadır.
GDO meselesi yalnızca bilimsel değil; aynı zamanda çevresel, ekonomik ve etik boyutları olan karmaşık bir konudur. Uzun vadeli etkilerinin dikkatle araştırılması gerektiği ortadadır.

Kur’an’da Genetiği Değiştirilmiş Tohumların Zararına İşaret olabilir mi?

2/204 Bakara Suresi

Kimi insanın, dünya hayatı ile ilgili sözü senin hoşuna gider. Kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Oysaki o düşmanların en azılısıdır.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللّٰهَ عَلٰى مَا ف۪ي قَلْبِه۪ۙ وَهُوَ اَلَدُّ الْخِصَامِ

Ve minen nasi men yu’cibuke kavluhu fil hayatid dunya ve yuşhidullahe ala ma fi kalbihi, ve huve eleddul hısam

2/205 Bakara Suresi

Senden ayrılınca, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve tarımı-ziraati-çiftçiliği ve ürünü- nesli-soyu helak etmeye çalışır. ALLAH ise bozgunculuğu sevmez.

وَاِذَا تَوَلّٰى سَعٰى فِي الْاَرْضِ لِيُفْسِدَ ف۪يهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ

Ve iza tevella sea fil ardı li yufside fiha ve yuhlikel harse ven nesl, vallahu la yuhıbbul fesad

Bu iki kelime bütün olarak düşünüldüğünde 2:205 ayetinde bahsedilen kişilerin çiftçilikte-tarımda en önemli şey olan tohumu bozdukları açıkça görülür.

Yüce Allah tohumu bozmanın büyük bir fesat olduğunu, büyük bir bozgunculuk olduğunu bildirmiştir.

Tohum nasıl bozulur?

Tohumun genetik yapısını değiştirerekGenetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) olarak tanımlanan işlemlerle tohumların genleri değiştirilmektedir. Sözüm ona bu genetik değiştirmenin amacı daha fazla ürün almakdaha fazla verim almak, böceklere karşı dayanıklılık sağlamaktır

Ancak bu GDO’lu tohumları üretenler fesatçı ve bozguncudur

Genetiği değiştirilmiş tohumdan gelişen yeni ürünler tohum olarak kullanılamamaktadır. Yani tamamen kısırdırlar. Üretken değillerdir

GDO’lu tohumları duymayan yoktur sanırım. 

Bu tohumların dünyada en büyük üreticisi İsrail’dir. İsrail devletinden çok büyük bedeller ile alınan bu tohumlar toprağa sadece bir kez ekilebilmekte. Bu ekimden üreyen ürün kısır olmakta ve yeni tohumlar verememektedir. Çünkü genetiği o şekilde ayarlanmıştır.

İnsan Faaliyetleri Nedeniyle Denizlerde, Karada ve Havada Tehdit Altındaki Canlı Türleri


Dünya üzerindeki canlı türleri, insan faaliyetleri nedeniyle her geçen gün daha büyük tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. Rahman’ın nimetlendirdiği insan bu noktada da büyük bir nankörlük içindedir. Sanayileşme, ormansızlaşma, çevre kirliliği, iklim değişikliği, aşırı avlanma ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesi hem denizlerde hem karada hem de havada yaşayan canlıları ciddi şekilde etkilemektedir.

Nesilleri ciddi tehdit altında olan bazı türlere çok kısaca örnek vereceğim, emin olun yazdığım türlerin yüzlerce katı tehdit altındadır.

Denizlerde Tehdit Altındaki Canlılara Örnekler


Deniz Kaplumbağaları
Deniz kaplumbağaları plastik atıkları yiyecek sanarak tüketebilmekte ve balık ağlarına takılarak ölebilmektedir..
Balinalar ve Yunuslar
Deniz kirliliği, gemi çarpmaları ve aşırı avlanma bu türleri tehdit etmektedir.
Köpekbalıkları
Özellikle yüzgeçleri için yapılan avcılık nedeniyle birçok tür risk altındadır.

Karada Tehdit Altındaki Canlılara Örnekler


Kaplanlar
Ormanların yok edilmesi ve kaçak avcılık kaplan nüfusunu azaltmıştır.
Filler
Fildişi ticareti nedeniyle yoğun şekilde avlanmaktadırlar.
Orangutanlar
Palm yağı üretimi için ormanların yok edilmesi yaşam alanlarını azaltmaktadır.
Kutup Ayıları
Küresel ısınma nedeniyle buzulların erimesi yaşam alanlarını tehdit etmektedir.

Havada Tehdit Altındaki Canlılara Örnekler

Kartallar
Elektrik hatları ve yaşam alanlarının yok olması nedeniyle tehdit altındadırlar.
Göçmen Kuşlar
İklim değişikliği ve şehirleşme su yllarını kurutmakta ve göç yollarını etkilemektedir.
Papağan Türleri
Kaçak hayvan ticareti nedeniyle birçok tür zarar görmektedir.

İnsan faaliyetleri nedeniyle birçok canlı türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ormansızlaşma, kaçak avcılık, denizlerde aşırı balık avlanması ve çevre kirliliği doğal yaşam alanlarını yok etmektedir. Bazı bilim insanları günümüzde altıncı büyük kitlesel yok oluş döneminin yaşandığını ifade etmektedir. Arılar gibi polen taşıyan canlıların azalması bile dünya tarımı açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Ormansızlaşma

Ormanların kesilmesi yalnızca oksijen üretimini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda binlerce canlı türünün yaşam alanını da yok eder. Ormansızlaşma erozyonu artırır, yağış düzenini bozar ve iklim değişikliğini hızlandırır. Amazon Ormanları gibi büyük ekosistemlerin zarar görmesi tüm dünya iklimini etkileyebilmektedir.

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği

Özetle atmosferdeki sera gazlarının artışı dünyanın ortalama sıcaklığını yükseltmektedir. Bunun sonucunda buzullar erimekte, deniz seviyesi yükselmekte ve aşırı hava olayları daha sık görülmektedir. Kuraklık, orman yangınları ve seller birçok bölgede ciddi ekonomik ve insani sorunlara yol açmaktadır.

Gürültü ve Işık Kirliliği

Büyük şehirlerde oluşan yoğun gürültü hem insanlar hem de hayvanlar üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Aşırı yapay ışık kullanımı ise gece yaşayan canlıların doğal yaşam düzenini bozmakta ve göç yollarını etkileyebilmektedir.

 Elektronik Atıklar

Telefonlar, bilgisayarlar ve diğer elektronik cihazlar çöpe atıldığında içerdikleri ağır metaller çevreye zarar vermektedir. Elektronik atıklar günümüzde hızla büyüyen çevre sorunlarından biri hâline gelmiştir. Özellikle geri dönüşüm yapılmayan elektronik ürünler ciddi toprak ve su kirliliğine yol açmaktadır.

Doğal Kaynakların Tükenmesi

Petrol, doğal gaz, kömür ve temiz su gibi kaynakların aşırı tüketimi gelecekte büyük krizlere yol açabilir. Doğal kaynakların bilinçsizce kullanılması hem ekonomik hem de çevresel sorunları artırmaktadır.

Deniz Ekosistemlerinin Bozulması

Aşırı avlanma, deniz kirliliği ve okyanus sıcaklıklarının artması deniz ekosistemlerini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Mercan resiflerinin yok olması binlerce deniz canlısının yaşam alanını kaybetmesine neden olmaktadır.

Doğaya verilen zararlar yalnızca çevreyi değil, insanlığın geleceğini de tehdit etmektedir. Geri dönüşümün yaygınlaştırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması, doğal yaşamın korunması ve bilinçli tüketim alışkanlıkları gelecek nesiller için büyük önem taşımaktadır. İnsan doğanın sahibi değil, onun bir parçasıdır, ölçüyü aşarsa sonucuna katlanmak zorunda kalacaktır.

Sonuç olarak, İnsan faaliyetleri doğadaki canlı çeşitliliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Çevrenin korunması, sürdürülebilir üretim yöntemleri ve doğal yaşam alanlarının korunması büyük önem taşımaktadır. İnsan, kendisine rahmet olarak Yüce ALLAH’ın sunduğu yukarda sayılan bütün nimetler için şükretmeli, sorumluluk içinde, erdemli davranmalıdır.

      Kaynaklar

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) – Air Pollution Reports

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)

NASA Climate Change Reports

Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) Assessment Reports

WWF (World Wide Fund for Nature) – Biodiversity Reports

National Geographic – Environmental Issues

Greenpeace Çevre Raporları

TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi Çevre Makaleleri

Encyclopaedia Britannica – Pollution and Environment

International Union for Conservation of Nature (IUCN) Red List
World Wildlife Fund (WWF)
United Nations Environment Programme (UNEP)
National Geographic – Wildlife and Environment
Greenpeace International

Food and Agriculture Organization of the United Nations (FAO)
Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC)

     En Doğrusunu Alemlerin Rabbi Yüce ALLAH bilir.

55/9 Rahman Suresi

Ölçüyü adaletle gözetiniz; ölçüyü kaybetmeyiniz.

وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ

Ve ekimul vezne bil kıstı ve la tuhsırul mizan

Her hangi bir paylaşımın ölçü ile, hak ile yapılmış olup olmadığının anlaşılmasının en güzel örnekleri, mutlaka ki yetim ve kadın hakları ile ilgili olan paylaşımlarda ortaya çıkar. Evrensel bir kitap olan Kur’anımızın Nebi’lerin yaşamış olduğu dönemler ile ilgili vermiş olduğu örnekler, akıl sahibi mü’minlerce iyi anlaşılmalı ve mufassal ve mübin Kur’an’ın emirleri, Kur’an’ın zamanlar üstü olduğu, başka bir deyişle tüm zamanlara hitap ettiği gerçeği akıldan çıkarılmadan titizlikle her zaman uygulanmalıdır. Babadan, atadan böyle gördük, bizde miras paylaşımı böyledir gibi veya bir kısım insanların zayıf görülerek mirasta veya başka paylaşımlarda veya her türlü ticarette haklarının gözetilmemesi gibi Kur’ani olmayan söylem ve eylemler birey olarak insanı ve de toplumları günaha sevk edebilir.

Bu ayetler, insan onurunu korumayı ve toplumsal dengeyi sağlamayı amaçlamaktadır. İnsanın imtihanda olduğunun sürekli farkında olması ve bu minvalde yaşayarak ömrünü tamalayabilmesinin ölçüyü/dengeyi şaşırmaması ile yakından ilgilidir.

 8. Ayette, Mizanın korunamaması durumunun iki yönünden bahsetmiştim. İnsanın Yüce ALLAH’a karşı ölçüyü çiğnemesi; ki bu insanın yaradılış gayesine aykırı hareket etmesi, kibirlenmesi, imtihanda olduğunu unutması bunun sonucu olarak ölçüyü aşmasıdır, ikincisi de Yüce ALLAH’ın rahmet olarak verdiği nimetlerde haddini aşması idi ki bu da doğanın dengesini bozucu eylemlerde bulunması, hayvanlara merhametsiz, doğaya saygısız davranması gibi eylemlerle kendisini gösteriyordu.

9. Ayette ise Yüce ALLAH; İnsanın sosyal ilişkilerde ölçüyü aşmaması gerektiğini buyurmaktadır; ‘’Adaletten şaşmamak, ticarette hile yapmamak, miras paylaşımında adaletli olmak, zayıfı ezmemek, yetimi, güçsüzü itip kakmamak, sadece zalimle birlikte hareket etmemek değil, zalimlerin yanında da olmamak gerektiği’’ gibi önemli konular, bu ayetin buyurduğu emirler dahilindedir.

Kur’an’da yetimlerin korunması, kadınların haklarının gözetilmesi ve adaletin sağlanması yalnızca bireysel ahlak ilkeleri değil, aynı zamanda toplumsal düzenin temel unsurları olarak sunulmaktadır.

Kur’an’da Adalet İlkesi

7/29 Araf Suresi

De ki: “Rabbim adaleti emretmiştir. Her secdede yüzlerinizi O’na yöneltin ve dini yalnız O’na (ALLAH’a) özgü kılarak O’na dua edin (yalvarın)! Başlangıçta sizi O yarattığı gibi (sonunda yine O’na) döneceksiniz.

قُلْ اَمَرَ رَبّ۪ي بِالْقِسْطِ۠ وَاَق۪يمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَۜ

Kul emere rabbi bil kıst ve ekimu vucuhekum inde kulli mescidin ved’uhu muhlisine lehud din, kema bedeekum teudun

Yüce ALLAH, dinin sadece kendisine özgü olarak yaşanması gerektiğini, sadece O’na yalvarmamız gerektiğini buyurduğu bu ayette (Yüce ALLAH şirk’i bağışlamaz.) adaleti de emrettiğini buyurmaktadır.

16/90 Nahl Suresi

Şüphesiz ki ALLAH adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. (O, gerçekleri) hatırlayasınız diye size öğüt vermektedir.

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

İnnallahe ye’muru bil adli vel ihsani ve itai zil kurba ve yenha anil fahşai vel munkeri vel bagy, yeizukum leallekum tezekkerun

Mü’minlerin sahip olması gereken özellikleri sıralarken Yüce ALLAH; ‘’adalet’’ ile başlamıştır. Unutulmaması gerekir ki Kur’an’da her kelimenin sırası önemlidir. Bunun bir çok örneği Kur’an’da mevcuttur. Bir kısım Kur’an mucizesinin tecellisi kelime sırası ile olmaktadır. İnşALLAH ileriki makalelerde örneklerini vereceğim ancak ilgilenen arkadaşlar için bir örnek:

https://kuranmucizeler.com/insanin-yaratilisindaki-mucizevi-sira-isitme-gorme-ve-idrak-etme-gonuller

4/58 Nisa Suresi

ALLAH, emanetleri (sorumlulukları) ehline (uzmanına) vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi buyurmaktadır. ALLAH, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Kuşkusuz ALLAH, Her Şeyi Duyan’dır, Her Şeyi Gören’dir.

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُـكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعاً بَص۪يراً

İnnallahe ye’murukum en tueddul emanati ila ehliha ve iza hakemtum beynen nasi en tahkumu bil adl. İnnallahe niımma yeızukum bihi. İnnallahe kane semian basira.

Ayet açıktır; Adaletle hüküm verilmesi (karar verilmesi) ve de İşin ehline verilmesi, Yüce ALLAH’ın emirleridir, iltimas, hak edenin değil de hak etmediği halde bir yakının/akrabanın işe alınması veya yetkilendirilmesi gibi durumlar ve adaletin gözetilmemesi haramdır. 

4/135 Nisa Suresi

Ey iman edenler! Adaleti (titizlikle) ayakta tutan, kendiniz, ana baba(nız) ve yakınlar(ınız) aleyhinde de olsa ALLAH için şahitlik eden kişiler olun! (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin de fakir de olsalar ALLAH onlara (sizden) daha yakındır. Adalet (ten sapma) konusunda arzular(ınız)a uymayın! (Şahitliği) eğip büker (doğru şahitlik etmez) veya şahitlik etmekten kaçınırsanız, (bilin ki) şüphesiz ki ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَب۪ينَۚ اِنْ يَكُنْ غَنِياًّ اَوْ فَق۪يراً فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُواۚ وَاِنْ تَلْـوُٓ۫ا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً

Ya eyyuhallezine amenu kunu kavvamine bil kıstı şuhedae lillahi ve lev ala enfusıkum evil valideyni vel akrabin, in yekun ganiyyen ev fakiran fallahu evla bihima fe la tettebiul heva en ta’dilu, ve in telvu ev tu’rıdu fe innallahe kane bi ma ta’melune habira.

5/8 Maide Suresi

Ey iman edenler! ALLAH için şahitlik edenler olarak adaleti titizlikle ayakta tutanlar olun! Bir topluma (karşı) öfke(niz) sizi adaletsizlik suçuna sevk etmesin! Adil olun! O (adil davranmak), (ALLAH’a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaya daha yakın (bir davranış) tır. ALLAH’a karşı takvâlı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ya eyyuhellezine amenu kunu kavvamine lillahi şuhedae bil kıstı ve la yecrimennekum şeneanu kavmin ala ella ta’dilu. I’dilu, huve akrabu lit takva vettekullah innallahe habirun bima ta’melun

49/9 Hücurat Suresi

Müminlerden iki grup birbirleriyle şavaşırlarsa aralarını düzeltin! Biri ötekine saldırırsa, ALLAH’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın! (Savaştan vazgeçip) dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın! Şüphesiz ki ALLAH adil davrananları sever.

وَاِنْ طَٓائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاۚ فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰيهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى فَقَاتِلُوا الَّت۪ي تَبْغ۪ي حَتّٰى تَف۪ٓيءَ اِلٰٓى اَمْرِ اللّٰهِۚ فَاِنْ فَٓاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُواۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ

Ve in taifetani minel mu’mininektetelu fe aslihu beyne huma, fe in begat ihdahuma alel uhra fe katilulleti tebgi hatta tefie ila emrillah, fe in faet fe aslihu beynehuma bil adli ve aksitu, innallahe yuhıbbul muksitin

Adil Şahitlik etme Konusu

2/282 Bakara Suresi

Ey İman Edenler! Belli bir süre için birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Yazan her kimse, onu adaletle yazsın. ALLAH’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın. Rabb’i olan ALLAH’a karşı takvalı olsun, ondan hiçbir şeyi eksik bırakmasın. Eğer borçlu aklı ermez, aciz veya kendi söyleyip yazdıramayacak durumda birisi ise, velisi, onu adaletli bir şekilde yazdırsın. Erkeklerinizden de iki tanık tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, o zaman razı olacağınız tanıklardan bir erkek ve biri şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın tanık tutun. Tanıklar, çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar. Az olsun çok olsun onu vadesiyle birlikte yazmaktan üşenmeyin. Bu, ALLAH katında en adil, tanıklık için daha sağlam ve şüphe etmemeniz için daha uygundur. Ancak, aranızda hemen devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman tanık bulundurun. Tanık olana da yazana da zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız kendinize kötülük yapmış olursunuz. ALLAH’a karşı takvalı olun. ALLAH, size gerekli olanı öğretiyor. Ve ALLAH, Her Şeyi Bilen’dir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُۜ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِۖ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْۚ وَلْيُمْلِلِ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـٔاًۜ فَاِنْ كَانَ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَف۪يهاً اَوْ ضَع۪يفاً اَوْ لَا يَسْتَط۪يعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِۜ وَاسْتَشْهِدُوا شَه۪يدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْۚ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَٓاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰيهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰيهُمَا الْاُخْرٰىۜ وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَٓاءُ اِذَا مَا دُعُواۜ وَلَا تَسْـَٔمُٓوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغ۪يراً اَوْ كَب۪يراً اِلٰٓى اَجَلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰٓى اَلَّا تَرْتَابُٓوا اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُد۪يرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَاۜ وَاَشْهِدُٓوا اِذَا تَبَايَعْتُمْۖ وَلَا يُضَٓارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَه۪يدٌۜ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ

Ya eyyuhellezine amenu iza tedayentum bi deynin ila ecelin musemmen fektubuh, velyektub beynekum katibun bil adl, ve la ye’be katibun en yektube kema allemehullahu felyektub, velyumlilillezi aleyhil hakku velyettekıllahe rabbehu ve la yebhas minhu şey’a, fe in kanellezi aleyhil hakku sefihan ev daifen ev la yestatiu en yumille huve felyumlil veliyyuhu bil adl, vesteşhidu şehideyni min ricalikum, fe in lem yekuna raculeyni fe raculun vemraetani mimmen terdavne mineş şuhedai en tedılle ıhdahuma fe tuzekkire ıhdahumal uhra ve la ye’beş şuhedau iza ma duu, ve la tes’emu en tektubuhu sagiran ev kebiran ila ecelih, zalikum aksatu indallahi ve akvemu liş şehadeti ve edna ella tertabu illa en tekune ticareten hadıraten tudiruneha beynekum fe leyse aleykum cunahun ella tektubuha ve eşhidu iza tebaya’tum, ve la yudarra katibun ve la şehid, ve in tef’alu fe innehu fusukun bikum, vettekullah, ve yuallimukumullah, vallahu bi kulli şey’in alim.

(Deyn), (borç) veya (müdâyene) (karşılıklı borçlanma) adıyla bir sayfalık uzunluğuyla Kur’an’daki en uzun ayet olan bu pasaj, vadeli alışverişlerin yazılması, yazdırılması ve şahitlerin bulunmasının gerekliliğini hükme bağlamaktadır. Şahitler çağrıldıklarında şahitlikten kaçınmasınlar. Şahitliği gizlemeyin.

Bu ayet ticari ve hukuki ilişkilerde açıklık, kayıt ve dürüstlük ister.

Ayetten “iki kadının bir erkeğe denk olduğu” sonucu çıkarılamaz. Aksine, alışverişle ilgili konularda şahitlik edebilecek bir erkek ile meşguliyeti ve konuya dair yeterince bilgi ve tecrübesi olmaması nedeniyle şaşırma ihtimaline karşı iki kadının şahitliğinden söz edilmektedir. Birinin şaşırması durumunda diğerinin hatırlatması ile zaten birebir eşitlik durumu sağlanmaktadır. Ayetteki “şaşırma ve hatırlatma” gerekçesine göre, birinci kadın şaşırmazsa zaten ikinci kadının şahitliğine gerek kalmamaktadır. Bu ayetin mesajı Nûr 24:6-9. ayetlerle birlikte okunmalıdır ki bu ayetlerde şahitliğin eşitliğinden, hatta kadının şahitliğinin erkeğinkine göre daha etkin oluşundan söz edilmektedir. Yüce ALLAH, yapmış olduğu uyarıları ile sosyal ve ekonomik hayata dair kullarına verdiği görevlerin nelerden oluştuğunu bu şekilde öğretmekte, bu bilgilendirmeyi de her şeyi biliyor oluşu nedeniyle gerçekleştirdiğini ifade etmektedir.

Not: Borcun bile yazılması ve yazılırken tanık bulundurulması gerektiğini emreden Yüce ALLAH’ın Kur’an’ı indirilişinde yazdırmadığı (Yazılmasını emretmediği) düşünülemez. Kur’an’ın sonradan yazıldığı, Resulullah döneminde sadece ezberlendiği rivayeti akılla ve Kur’an’la bağdaşmaz (bkz Tur Suresi 2/3, Abese Suresi 13-15)

65/2 Talak Suresi

Bekleme süreleri tamamlandığında onları ma’rufa uygun olarak tutun veya ma’rufa uygun olarak onlardan ayrılın. Ve sizden adalet sahibi iki kişi tanık olsun. Tanıklığı, ALLAH için yerine getirin. İşte ALLAH’a ve ahiret gününe iman edenlere verilen öğüt budur. Kim ALLAH için takva sahibi olursa, ALLAH, ona bir çıkış yolu nasip eder.

فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاًۙ

Fe iza belagne ecelehunne fe emsikuhunne bi ma’rufin evfarikuhunne bi ma’rufin ve eşhidu zevey adlin minkum ve ekimuş şehadete lillah, zalikum yuazu bihi men kane yu’minu billahi vel yevmil ahir, ve men yettekıllahe yec’al lehu mahreca

Kur’an’da Yetim Hakları’nın Gözetilmesi Konusu

6/152 Enam Suresi

Erginlik çağına erişinceye kadar yetim malına yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru dürüst yapın. Kişiye kapasitesinin yetmediğini yüklemeyiz. Konuştuğunuz zaman akrabanız aleyhinde bile olsa doğru olun. ALLAH’a verdiğiniz sözü tutunuz. Bunlar, ders alasınız diye O’nun size verdiği öğütlerdir.

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۚ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِۚ لَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۚ وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُواۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ

Ve la takrebu malel yetimi illa billeti hiye ahsenu hatta yebluga eşuddeh, ve evful keyle vel mizane bil kıst, la nukellifu nefsen illa vus’aha ve iza kultum fa’dilu ve lev kane za kurba, ve bi ahdillahi evfu, zalikum vassakum bihi leallekum tezekkerun

Aynı ayette yetim malı ve adalet birlikte geçer geçer ve bu ayet hem mal konusunda hem söz konusunda adaleti emreder. Yüce ALLAH’a dünyaya gelmeden önce (İkinci yaratılış) verdiğimiz sözü (ahd) hatırlatır.

2/220 Bakara Suresi

(ALLAH ayetlerini böyle açıklar ki) hem dünya hem ahiret hakkında (düşünesiniz). Sana yetimleri de soruyorlar. De ki: Onların durumunu iyileştirmek en iyisidir. Eğer onlarla bir arada (aile gibi) yaşarsanız bilin ki onlar (evladınız değil sadece) kardeşlerinizdir. ALLAH, (onların durumunu) bozanı, iyileştirenden ayırmasını bilir. ALLAH farklı bir tercihte bulunsaydı sizi kesinlikle sıkıntıya sokardı. ALLAH daima üstün olan ve bütün kararları doğru olandır.

فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

Fid dunya vel ahirah ve yes’eluneke anil yetama kul ıslahun lehum hayr ve in tuhalituhum fe ıhvanukum vallahu ya’lemul mufside minel muslih ve lev şaallahu le a’netekum innallahe azizun hakim.

Kur’an, evlatlıkların hiçbir yönüyle öz evlat sayılamayacağını bildirir (Ahzab 33/45). Yüce ALLAH nebimizi, evlatlığı Zeyd’in boşadığı Zeynep ile evlendirdi ki evlatlığın kişinin kendi evladı konumunda olmadığı zihinlere yerleşsin(Ahzab 33/3738).

4/2 Nisa Suresi

Yetimlere (yetişkin olduklarında) mallarını verin! Temizi pis olanla değişmeyin! Onların mallarını kendi mallarınıza (katarak kendi malınızmış gibi) yemeyin! Şüphesiz ki o, büyük bir günahtır.

وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً

Ve atul yetama emvalehum ve la tetebeddelul habise bit tayyib, ve la te’kulu emvalehum ila emvalikum. İnnehu kane huben kebira

4/6 Nisa Suresi

Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin! (Karar verme becerisi gelişmiş mi test edilmeli) Onlarda yetişkinlik görürseniz hemen mallarını kendilerine verin! Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye onları (yetimlerin mallarını) israf ile ve tez elden yemeyin! Zengin olan (veli, yetimin malına) tenezzül etmesin; fakir olan da (ihtiyacına) uygun olarak yesin! Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman onlarla ilgili şahit bulundurun! Hesap görücü olarak ALLAH yeter.

وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافاً وَبِدَاراً اَنْ يَكْـبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِياًّ فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَق۪يراً فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يباً

Vebtelul yetama hatta iza belagun nikah, fe in anestum minhum ruşden fedfeu ileyhim emvalehum, ve la te’kuluha israfen ve bidaren en yekberu. Ve men kane ganiyyen felyesta’fif, ve men kane fakiran felye’kul bil ma’ruf. Fe iza defa’tum ileyhim emvalehum fe eşhidu aleyhim. Ve kefa billahi hasiba.

17/34 İsra Suresi

Yetimin malına, yetişkinlik zamanına ulaşıncaya kadar en güzel olanın dışında sakın yaklaşmayın! Verdiğiniz sözü de yerine getirin! Şüphesiz ki verilen söz sorumluluğu gerektirir.

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لاً

Ve la takrebu malel yetimi illa billeti hiye ahsenu hatta yebluga eşuddeh, ve evfu bil ahd, innel ahde kane mes’ula.

4/10 Nisa Suresi

Haksız şekilde yetimlerin mallarını yiyen kimseler, ancak karınlarına ateş doldurmuş olurlar. İşte onlar, yakında kızgın alevli ateşe atılacaklardır.

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْماً اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَاراًۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يراً۟

İnnellezine ye’kulune emvalel yetama zulmen innema ye’kulune fi butunihim nara. Ve se yaslevne seira.

Kur’an’da Kadın Haklarının Gözetilmesi Konusu

4/1 Nisa Suresi

Ey insanlar! Rabbinize takvalı olun, o ki yarattı sizleri tek bir nefisten ve yarattı ondan (o dişiden) eşini (o dişinin erkek olan eşini) ve yaydı ikisinden birçok erkekler ve kadınlar; ve ALLAH’a takvalı olun -o ki istekte bulunursunuz kendisiyle- ve de rahimlere; şüphesiz ALLAH üzerinize bir gözetleyicidir.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً

Ya eyyuhan nasutteku rabbekumullezi halakakum min nefsin vahidetin ve halaka minha zevceha ve besse minhuma ricalen kesiran ve nisaa, vettekullahellezi tesaelune bihi vel erham. İnnallahe kane aleykum rakiba.

ALLAH’a takva sahibi olmak;ALLAH’tan sakınmak demektir, ALLAH’tan sakınma öncelikle O’nun varlığının farkındalığını gerektirir. Yüce ALLAH’tan sakınmak bu farkındalıkla Yüce ALLAH’ın ‘’rahman’’ sıfatından uzak kalmamak için O’nu istemediği şeylerden uzak durmak, istediği şeyleri yaparak O’na yaklaşmak demektir. O’nun rızasına uygun şekilde yaşamak için emir ve yasaklarını yani Kur’an’ı baş tacı etmek demektir. Yüce ALLAH’a saygılı olmak demektir

 Bu ayetin geçtiği surenin adı ‘Nisa’ suresi yani kadınlar süresi olduğuna göre, ayet te bu surenin 1. ayeti olduğuna göre, ayette dişi ve erkeğin yaratılması, yeryüzüne erkekler ve kadınlar olarak yayılmaları işaret edildiğine göre, Ayetteki işaretin, kelimenin ilk anlamı olan ‘’Rahim’’ sahibi kadınla, kızlar olması akla uygun görünmektedir.

Ayette Yüce ALLAH, tüm insanların Rahim sahibi olan kızlara ve kadınlara karşı takvalı olmalı gerektiğini buyurmaktadır. ‘’Takva’’ kelimesi Kuran’da önemli bir kavramdır. İyi anlaşılması gereklidir. Sözlük anlamına baktığımızda; korumakgözetmek (to guard), muhafaza etmeksaklamak (to preserve), iyi bakmaküzerine titremek (to take good care), kalkan olmak (to shield), korumaksaklamaksakınmak (protect), engellemekkorunmak*tehlikeden (prevent-obviate), sakınmakçekinmek (to beware), sakıngan olmak (be wary), korkmakALLAH’a saygı gereği ALLAH’tan uzaklaşmaya korkmak (fear), yağmurdan korunmak için siper aramak (to seek shelter from rain), ihtiyatlı (caution), sakınganlık (prudence) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 1282 (of 1303) 

Bu bilgilerin ışığında Rahim sahibi olan kadınlara ve kızlara takvalı olmak, onlara zulmetmekten sakınmaktır. Haklarına saygısızlıktan sakınmak, adaleti gözetmektır. Onlara karşı saygılı olmaktır.

Not: Ayetin başında geçen ‘’Rabbinize takvalı olun, o ki yarattı sizleri tek bir nefisten ve yarattı ondan (o dişiden, evrimsel olarak önce X, daha sonar Y kromozumu gelişmiştir) eşini (o dişinin erkek olan eşini) ve yaydı ikisinden birçok erkekler ve kadınlar’’ kısmı ile ilgili detaylı bilimsel analiz ve Kur’an mucizesi için linke tıklayınız:

https://kuranmucizeler.com/ilk-yaratilan-disi-esi-olan-erkegin-bu-disiden-sonradan-yaratilmasi-moderm-bilim-ne-diyor


49/13 Hucurat Suresi

Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kabilelere ve sülalelere ayırdık. ALLAH’ın yanında en kerim olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır. Kuşkusuz ALLAH, Her Şeyi Bilen’dir, Her Şeyden Haberdar’dır.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَـبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ

Ya eyyuhen nasu inna halaknakum min zekerin ve unsa ve cealnakum şuuben ve kabaile li tearefu, inne ekremekum indallahi etkakum, innallahe alimun habir.

Ayetler açıktır, Yüce ALLAH’ın katında Kadının erkeğe veya erkeğin kadına bir üstünlüğü söz konusu değildir. Üstün olan ‘’takvalı’’ olandır yani sorumluluğunun bilincinde, erdemli mü’minler olabilmektir mesele.

4/4 Nisa Suresi

Kadınlara mehirlerini tam verin. Kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu gönül huzuruyla yiyebilirsiniz.

وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْساً فَكُلُوهُ هَن۪ٓيـٔاً مَر۪ٓيـٔاً

Ve atun nisae sadukatihinne nıhleh. Fe in tıbne lekum an şey’in minhu nefsen fe kuluhu henien meria.

4/19 Nisa Suresi

Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Ve açık bir biçimde fuhuş işlemedikçe, verdiğiniz bir şeyi onlardan geri almak için onlara baskı yapmayın! Ve onlarla güzel bir şekilde geçinin; zira onlar size itici gelse bile, hoşlanmadığınız bir şeyde ALLAH bir çok hayır dilemiş olabilir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً

Ya eyyuhallezine amenu la yahıllu lekum en terisun nisae kerha. Ve la ta’duluhunne li tezhebu bi ba’dı ma ateytumuhunne illa en ye’tine bi fahışetin mubeyyineh, ve aşiruhunne bil ma’ruf, fe in kerihtumuhunne fe asa en tekrahu şey’en ve yec’alallahu fihi hayran kesira

Kadınların mallarına zorla varis olunamaz. Haramdır. Erkekler gibi kadınlar da ölmeden önce diledikleri şekilde vasiyet bırakma hakkına sahiptir. Vasiyet bırakmadan vefat gerçekleşirse 4:11, 4:12 ve 4:118 ayetleri devreye girer. Şüphesiz ki erkeklerde de durum aynıdır. 2:229 ayetinden anlarız ki kadın boşanmak istemişse evliliğin başında almış olduğu mehri boşanacağı kocasına geri vermelidir. Bu fidye ödemesi, evlilikten kendisini kurtarma karşılığıdır. Boşanmak isteyen kadının verdiği fidyeyi erkeğin almasında bir günah yoktur. İşte kadınların evlilik hakkı olarak verilen sadakaların/mehirlerin bir kısmını geri almak için geçimsizlik yaratarak kadınları kendi istekleriyle boşanmaya zorlamak helal değildir. Fuhuş haricindeki hoşa gitmeyen durumlarda bile geçinmek için her türlü özveri gösterilmelidir. Yüce ALLAH hoşa gitmeyen şeylere de çokça bir hayır, iyilik koymuş olduğunu bildirmektedir

4/32 Nisa Suresi

ALLAH’ın; bazınıza, bazınıza göre verdiği fazla şeyleri arzu etmeyin. Erkeklerin, kendi kazançlarından bir pay; kadınların da kendi kazançlarından bir pay vardır. ALLAH’tan, O’nun lütfunu isteyin. Kuşkusuz, ALLAH, Her Şeyi Bilen’dir.

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِه۪ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَۜ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً

Ve la tetemennev ma faddalallahu bihi ba’dakum ala ba’d. Lir ricali nasibun mimmaktesebu ve lin nisai nasibun mimmaktesebn, ves’elullahe min fadlih innallahe kane bi kulli şey’in alima.

9/71 Tevbe Suresi

Mü’min erkekler ve Mü’min kadınlar birbirlerinin dostu ve koruyucusudurlar. Ma’ruf olanı (İyi olanı) yaparlar, münkerden (kötülükten) sakındırırlar. Salatı ikame ederler (Yüce ALLAH’ın dinine destek olurlar), zekatı yaparlar. ALLAH’a ve Resul’üne itaat ederler. İşte bunlara, ALLAH rahmet edecektir. ALLAH, Mutlak Üstün Olan’dır, En İyi Hüküm Veren’dir.

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

Vel mu’minune vel mu’minatu ba’duhum evliyau ba’d, ye’murune bil ma’rufi ve yenhevne anil munkeri ve yukimunas salate ve yu’tunez zekate ve yutiunallahe ve resuleh, ulaike se yerhamuhumullah, innallahe azizun hakim.

Ayette hatırlatılan kavram dikkat çekicidir: Erkekler kadınların ‘’koruyucusu’’ olduğu kadar kadınlar da erkeklerin ‘’koruyucusudur’’

33/35 Ahzab Suresi

Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, (ALLAH’a) itaatkâr erkekler ve (ALLAH’a) itaatkâr kadınlar, doğru olan erkekler ve doğru olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (ALLAH’a saygı gösteren) mütevazı erkekler ve (ALLAH’a saygı gösteren) mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkekler ve (namuslarını) koruyan kadınlar, ALLAH’ı çok hatırlayan erkekler ve (ALLAH’ı çok) hatırlayan kadınlar var ya, işte ALLAH bunlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül hazırlamış (olacak)tır.

اِنَّ الْمُسْلِم۪ينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِق۪ينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِر۪ينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِع۪ينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّق۪ينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّٓائِم۪ينَ وَالصَّٓائِمَاتِ وَالْحَافِظ۪ينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِر۪ينَ اللّٰهَ كَث۪يراً وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْراً عَظ۪يماً

İnnel muslimine vel muslimati vel mu’minine vel mu’minati vel kanitine vel kanitati ves sadikine ves sadikati ves sabirine ves sabirati vel haşiine vel haşiati vel mutesaddikine vel mutesaddikati ves saimine ves saimati vel hafızine furucehum vel hafızati vez zakirinallahe kesiren vez zakirati eaddallahu lehum magfireten ve ecren azima.

Ayetin sonundaki (hum) zamiri, burada kadınlara özel bir hüküm söz konusu olmadığı için erkek ve kadın bütün müminleri içermektedir. Yani cennet, sadece erkeklerin değil, aynı zamanda sayılan özelliklere sahip kadınların da ödül yeridir.

Kur’an’da, Ölçüde Tartıda/Ticarette hile yapmak, Kamu malına hiyanet etmek, kamu malını zimmetine geçirmek gibi eylemler ‘’büyük günah’’ olarak bildirilmiştir, cezası da büyük olacaktır. İlgili bir kısım ayetler:

3/161 Ali İmran Suresi

Hakkı olmayan bir şeyi zimmetine geçirmek, hiçbir nebi için söz konusu olamaz. Kim hakkı olmayan bir şeyi zimmetine geçirirse kıyamet /mezardan kalkış günü zimmetine geçirdiği şeyle birlikte huzura gelir. Sonra herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Kimseye haksızlık yapılmaz.

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَغُلَّۜ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Ve ma kane li nebiyyin en yagull, ve men yaglul ye’ti bima galle yevmel kıyameh, summe tuveffa kullu nefsin ma kesebet ve hum la yuzlemun.

Burada özellikle emanete hıyanet, gizlice mal kaçırma, kamu hakkına el uzatma anlamı vardır. Benzer bir anlam da 74/38 Müddessir Suresi’ndedir.

74/38 Müddessir Suresi

Herkes kazancının karşılığında bir rehinedir.

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ

Kullu nefsin bima kesebet rehineh

2/188 Bakara Suresi

Birbirinizin mallarını haksız şekilde yemeyin. Günah olduğunu bildiğiniz halde, başkasının bir kısım mallarına haksız yere sahip olabilmek için hukuki hileye başvurmayın.

وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَر۪يقاً مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟

Ve la te’kulu emvalekum beynekum bil batılı ve tudlu biha ilel hukkami li te’kulu ferikan min emvalin nasi bil ismi ve entum ta’lemun

Bu ayet haksız kazancı, rüşveti, mahkeme/otorite yoluyla haksız mal elde etmeyi, bile bile başkasının hakkını yemeyi yasaklar.

83/1 Mutaffifin Suresi

Hile yapanların vay haline!

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ

Veylun lil mutaffifin.

83/2 Mutaffifin Suresi

Onlar, alırlarken tam olarak ölçer, tartarlar.

اَلَّذ۪ينَ اِذَا ا‌كْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَۘ

Ellezine izektalu alen nasi yestevfun.

83/3 Mutaffifin Suresi

Satarlarken eksik ölçer, tartarlar.

وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَۜ

Ve iza kaluhum ev vezenuhum yuhsirun.

83/4 Mutaffifin Suresi

Onlar diriltileceklerini bilmiyorlar mı?

اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ

Ela yezunnu ulaike ennehum meb’usun.

83/5 Mutaffifin Suresi

Büyük bir gün için.

لِيَوْمٍ عَظ۪يمٍۙ

Li yevmin azim.

83/6 Mutaffifin Suresi

O Gün İnsanlar alemlerin Rabb’inin divanında duracaklar.

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ

Yevme yekumun nasu li rabbil alemin.

83/7 Mutaffifin Suresi

Hayır! Kötülerin kayıtları kesinlikle siccindedir.

كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَف۪ي سِجّ۪ينٍۜ

Kella inne kitabel fuccari le fi siccin.

83/8 Mutaffifin Suresi

Siccinin ne olduğunu sen ne bileceksin!

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سِجّ۪ينٌۜ

Ve ma edrake ma siccin.

83/9 Mutaffifin Suresi

Her şeyin tek tek yazıldığı bir kitaptır.

كِتَابٌ مَرْقُومٌۜ

Kitabun merkum.

Şuayb Peygamberin, ölçü ve tartıda hile yaptığı ve halkın hakkını yedikleri için uyarılmaları için gönderildiğinin buyrulduğu Kur’an ayetleri; Ayetlerin devamında bu günaha girenlerin büyük bir azap görecekleri bildirilmiştir.

11/84 Hud Suresi

Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: “Ey halkım, ALLAH’a hizmet edin, O’ndan başka tanrınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Sizi refah içinde görüyorum ve sizin için, kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْباًۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ اِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُح۪يطٍ

Ve ila medyene ehahum şuayba, kale ya kavmi’budullahe ma lekum min ilahin gayruh, ve la tenkusul mikyale vel mizane inni erakum bi hayrin ve inni ehafu aleykum azabe yevmin muhit

7/85 Araf Suresi

Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: “Ey halkım, ALLAH’a hizmet edin. O’ndan başka tanrınız yoktur. Efendinizden size açık bir kanıt gelmiş bulunuyor. Ölçü ve tartıyı tam uygulayın. Halkın hakkını yemeyin. Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Gerçeği onaylıyorsanız bunlar sizin için daha hayırlıdır.”

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْباًۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْم۪يزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ

Ve ila medyene ehahum şuayba kale ya kavmi’budullahe ma lekum min ilahin gayruhu kad caetkum beyyinetun min rabbikum fe evful keyle vel mizane ve la tebhasun nase eşyaehum ve la tufsidu fil ardı ba’de ıslahıha zalikum hayrun lekum in kuntum mu’minin

Alemlerin Rabbi Yüce ALLAH endoğrusunu bilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir