“Hanif Din” ifadesi İslam’da, Yüce ALLAH’a içten, saf ve hiçbir şirk (ortak koşma) olmadan yönelişi ifade eder. Hanif, Yüce ALLAH’ın birliğine inanıp yalnızca O’na kulluk eden, sapkın inançlardan uzak duran kişi anlamına gelir. Yüce ALLAH’a dinde en ufak bir ortak bile getirmemeliyiz; bu, insanın kendine yapabileceği en büyük zalimliktir. (Fatır Suresi 31-32, Hud Suresi/101)
Aklını çalıştıran Kur’an’ı çalışmış bir mü’min bundan gafil olamaz, Mecid Kur’an; mübin yani apaçık, mufassal, yani detaylı olarak indirilmiştir, yaratılmış olan birinin sözü veya söylediği rivayet edilen bir kitap yani ‘’zan’’ değildir, Yüce ALLAH’ın sözüdür!!!
Dini Yüce ALLAH’a muhlis olarak yani O’na özgü olarak yaşamak İslam mü’minin dini yaşamasının temel prensibidir, bu nettir, bunun üzerinde tartışılacak her hangi bir husus yoktur, ama akıldan çıkarılmamalıdır ki İblis, ‘’Dosdoğru yol üzerine’’ oturmaya yemin etmiştir.
16/120 Nahl Suresi
İbrahim, hanif olarak ALLAH’a yönelen bir ümmetti. Ve Müşriklerden değildi.
اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتاً لِلّٰهِ حَن۪يفاًۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ
İnne ibrahime kane ummeten kaniten lillahi hanifa ve lem yeku minel muşrikin
Bu ayet “Hz. İbrahim’in tek başına bir ümmet olduğunu” ortaya koymakta, çoğunluğun hakikat için ölçü olmadığını göstermektedir. “Hakikat”, değerini eskiden geliyor oluşundan da taraftar kalabalıklığından da almaz; “hakikat” değerini kaynağından, yani referansından alır ki bu da Yüce ALLAH’tan gelendir yani vahiydir. Hakikat için gerekiyorsa İbrahim Peygamber gibi, tek başına kalmak göze alınmalı, kişi kendisini davasına adamalı, tepkileri göze almalıdır.
3/67 Âl-i İmran Suresi
İbrahim ne Yahudi ne de Nasraniy’di. O, ALLAH’ı birleyen ve O’na teslim olandı. O, Müşriklerden değildi.
مَا كَانَ اِبْرٰه۪يمُ يَهُودِياًّ وَلَا نَصْرَانِياًّ وَلٰكِنْ كَانَ حَن۪يفاً مُسْلِماًۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
Ma kane ibrahimu yahudiyyen ve la nasraniyyen ve lakin kane hanifen muslima, ve ma kane minel muşrikin
.4/125 Nisa Suresi 125
Güzel davranarak yüzünü (benliğini) Yüce ALLAH’a teslim eden ve din bakımından hanîf (ALLAH’ı birleyen) İbrahim’in milletine (dinine) uyandan daha güzel kim olabilir ki! (Nitekim) ALLAH, İbrahim’i dost edinmişti.
وَمَنْ اَحْسَنُ د۪يناً مِمَّنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۜ وَاتَّخَذَ اللّٰهُ اِبْرٰه۪يمَ خَل۪يلاً
Ve men ahsenu dinen mimmen esleme vechehu lillahi ve huve muhsinun vettebea millete ibrahime hanifa. Vettehazallahu ibrahime halila.
Ayette dikkat çekilen “din”, evrensel anlamda bütün peygamberlerin tebliğ ettiği “tevhid”dir. Kur’an, İbrahim Peygamber’in Yüce ALLAH tarafından dost edinilmesinin temelinde onun samimiyeti, teslimiyeti ve ALLAH’a olan hanif imanı olduğunu gösterir. Putperest toplumuna rağmen İbrahim Peygamber, tek bir ALLAH’a araya herhangi bir aracı sokmadan inanmış, ona itaatte kusur etmemiş, sıkıntılar karşısında sabretmiş, Yüce ALLAH’ın emirlerine tam bir sadakatle bağlanmış, onun bu içten ve tertemiz inancı örnek kişiliği ve ALLAH’a olan yakınlığı onu Yüce ALLAH’ın “Halil”i yapmıştır.
60/4 Mümtehine Suresi
İbrahim’de ve onunla birlikte olanlardasizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar (ALLAH’ın emriyle hicret ettiklerinde) toplumlarına şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve ALLAH“ ile aranıza koyup kulluk ettiklerinizden uzağız. Biz sizi tanımıyoruz! Bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve nefret doğdu. Bu, ALLAH’ın tek (ilah) olduğuna inanmanıza kadar devam edecek”. Fakat İbrahim’in, (müşrik olan) babasına söylediği şu söz size örnek olmaz: “Kesinlikle senin için bağışlanma dileyeceğim (Bu bir hatadır); ama ALLAH’tan sana gelecek bir şeyi engellemeye gücüm yetmez.” (İbrahim ile birlikte olanlar ALLAH’a şöyle dua etmişlerdi:) “Rabbimiz, sadece sana güvenip dayandık ve sana yöneldik. Dönüp varılacak yer, senin huzurundur.
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ ف۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُۚ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۘ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَٓاءُ اَبَداً حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُٓ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰه۪يمَ لِاَب۪يهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَٓا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ رَبَّـنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ
Kad kanet lekum usvetun hasenetun fi ibrahime vellezine meah, iz kalu li kavmihim inna bureau minkum ve mimma ta’budune min dunillahi keferna bikum, ve bedee beynena ve beynekumul adavetu vel bagdau ebeden hatta tu’minu billahi vahdehu, illa kavle ibrahime li ebihi le estagfirenne leke ve ma emliku leke minallahi min şey’İn, rabbena aleyke tevekkelna ve ileyke enebna ve ileykel masir
Her insan kaçınılmaz olarak kuldur. Bu seçime bağlı olmayıp. Zorunlu bir durumdur. Seçim kul olup olmamakla ilgili değil, kulluğun kime yapılacağı ile ilgilidir. Kulluk ya ALLAH’a ya da ALLAH’tan başka şeylere olur. ALLAH’a özgü olan kulluk gerçek özgürlüktür. ALLAH’tan başkasına olan kulluk ise köleliktir. ALLAH’a kul olmayan bir kimse; bir düşünceye, görüşe, doğaya, iktidara, sisteme, kişiye, ünvana, paraya, dünya malına vs. kul olmak zorundadır. Bu kulluk doğası gereği köleliktir. İnsan yaşamında kulluğun kapsamadığı, kulluğun dışına tutulabilecek hiçbir alan yoktur. Bir Mü’min için kulluk, insanın ruhen ve bedenen bütün varlığı ile ALLAH’a bilinçli bir bağlılık ile yönelmesidir. İbadet ve kulluk anlam olarak aynı şeydir: İbadet kul kelimesinin mastarıdır.
Şirk Nedir?
Şirk yani ALLAH’ın dinine ortak koşmak, ALLAH’ın dinini ortaklaştırmak demektir. Yüce ALLAH’ın koyduğu nizama yani Mecid Kur’an’a aykırı olan veya onunla bağdaşmayan, ona uymayan her türlü hüküm ve uygulama şirktir, Yüce ALLAH’tan daha mı iyi biliyorsunuz dini ey gafiller!!!, siz kimsiniz de Alemlerin Rabbi olan Yüce ALLAH’ın yarattıkları olarak O’na eş koşmaya cüret ediyorsunuz, cesaretinizin, dini oyun haline getirmenizin, bir kısmınız Yüce ALLAH’ın dininden para veya menfaat kazanmanızın ve cahilliğinizin bedelini, – Kur’an’ı anlamadığınız ve gerçek bir imanınız olmadığı için- hiç şüpheniz olmasın! ödeyeceksiniz! Ki benim şahidim Kur’an’dır.
Ne diyor mecid Kur’an
11/122 Hud suresi
“Bekleyin! Biz de bekliyoruz.”
وَانْتَظِرُواۚ اِنَّا مُنْتَظِرُونَ
Ventazır, inna muntazırun.
Şirk, helalde, haramda, Kur’an’da cezası sabit olan fiillerde, sevabını, cezasını Yüce ALLAH’ın vereceği eylemlere başkalarını ortak etmektir. Şirk eylemini yapanlara müşrik denir. Müşrikler yüce ALLAH’a iman etmiş kimselerdir. Gökleri ve yeri yaratanın yüce ALLAH olduğunu bilirler ve buna inanırlar. Ahirete de inanırlar.
29:61 Ankebut Suresi; Ve eğer sorsan onlara; kim yarattı gökleri ve yeri; ve boyun eğdirdi Güneş’i ve Ay’ı; mutlak derler: “ALLAH”; öyleyse nasıl uzaklaştırılıyorsunuz?
Müşrikler yüce ALLAH’a yönelirken O’nun astından bazı şeyleri de yönelmelerine ortak ederler. Sadece ve sadece yüce ALLAH’a yöneleceklerine O’nun astından yaratılmışlara yönelirler, böylelikle ortak bir yol tutarlar. Yüce ALLAH’ı da bırakmazlar, ortak koştuklarını da bırakmazlar.
Zümer Suresi 3. Ayeti bazılarının iyice anlaması lazım ancak Kur’an’da sabittir ki Yüce ALLAH istemedikçe onlar doğru yola, Hakk Yolu’na gelmezler (Bakara/7)
2/7 Bakara Suresi
ALLAH, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.
خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْۜ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ۟
Hatemallahu ala kulubihim ve ala sem’ıhim, ve ala ebsarihim gışaveh, ve lehum azabun azim.
39/3 Zümer Suresi
Dikkat edin! Halis din yalnızca ALLAH’a aittir. O’nun yanı sıra veliler edinenler: “Onlara, bizi ALLAH’a daha yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” diyorlar. ALLAH, hakkında tartıştıkları şey için hükmünü verecektir. ALLAH, yalancı ve azılı nankörleri doğru yola iletmez.
اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
E la lillahid dinul halis, vellezinettehazu min dunihi evliya, ma na’buduhum illa li yukarribuna ilallahi zulfa, innallahe yahkumu beynehum fi ma hum fihi yahtelifun, innallahe la yehdi men huve kazibun keffar
Yüce ALLAH dilediği kimselerin dilediği günahını bağışlar. Ancak şirk yüce ALLAH’ın affetmeyeceği çok büyük bir günahtır. Esasen insanın bizzat kendi nefsine yaptığı çok büyük zulümdür. Tüm yönelme sadece evrenleri yaratan yüce ALLAH’a olması gerekirken onun astlarından kimselere de bu yönelmeden pay verilmesi büyük bir zulümdür. (Nisa/48)
Günah bu kadar büyük ve affedilmeyen bir günah olursa şeytanın bu noktadan saldıracağını, bütün gücüyle insanları şirk günahı içine çekmeye çalışacağını düşünmemek akılsızlık olur. Şeytan da bunu yapmıştır zaten. İnsanların çoğunu onlar farkında olmadan şirk günahına sürüklemiş ve kaybetmelerini sağlamıştır. (Yusuf/106)
Aklı olan bir insan şirkin ne olduğunu iyi bilmelidir. Çünkü şeytan şirki gizli bir şekilde, bizim kolaylıkla fark edemeyeceğimiz bir şekilde bize sunmaktadır. Şeytanın bu sinsi hamlelerine karşı yüce ALLAH’ımız Kur’an’da sürekli olarak bu konuyu işlemiş ve bizi uyarmıştır.
Şirkin en büyük kaynağı ataların/babaların üzerinde olduğu, insanların zan/varsayım üzerine kurduğu türetilmiş dindir. Dünya üzerindeki çoğu insan (Hristiyanlar, Yahudiler, Hindular, Budistler ve Müslüman olduğunu iddia eden milyarlarca kişi) ancak doğmuş oldukları memlekette, ülkede hâkim olan dine uymaktadır. Oysa yüce ALLAH sadece kendi indirdiği Kur’an’a iman edilmesini ve dinde Kur’an harici hiçbir kaynak edinilmemesini istemektedir.
Yüce ALLAH’ımız ne emrediyor? ALLAH’ın indirdiği şeye tabi olunacak, Rabb’imizden bize indirilmiş olana tabi olunacak. Atalarımızı üzerinde bulduğumuz dine tabi olunmayacak. Evliyaya (velilere) tabi olunmayacak.
Evrensel olan, her daim her çağdaki insanlara bir rahmet olan bu şerefli kitabın her ayeti kıyamete kadar geçerlidir. Mekke müşrikleri de ALLAH’a iman ediyorlardı. Sanmayın ki onlar ateisttiler. Ancak ALLAH’a imanları illaki şirkle oluyordu. Günümüzdeki çoğunluğun yaptığı gibi.
- Şeytan insanları şirke sokmak için yüce ALLAH’a ve onun resullerine yalan ve iftira etme yöntemini tercih etmektedir.
- 64:12 Ve itaat edin ALLAH’a; ve itaat edin resule; öyle ki eğer dönerseniz; o durumda ancak apaçık tebliğdir resulümüz üzerine.
Ancak durum onların düşündüğü gibi değildir. Resule itaat ona vahyolunan Kur’an’a itaatten başka bir şey değildir.
53:28 Ve yoktur onlara onun hakkında hiçbir bilgi; ki tabi olurlar ancak zanna; ve doğrusu zan kazandırmaz haktan/gerçekten bir şey.
Varsayımlara tabi olanları, dinlerini varsayımlar üzerine inşa edenleri yüce ALLAH dosdoğru yolu olan, sıratel müstakim olan sadece Kur’an’a kılavuzlasın inşAllah.
Basit konularında bile zanla hareket etmeyen insanlar sonsuz bir mutluluk veya sonsuz bir pişmanlık getirecek bir güne karşı hiçbir araştırma, sorgulama yapmadan kendilerine ne dendiyse hemen kabul etmektedirler. Kur’an’ı anladığı dilde bir kez bile okumamaktadırlar. Ataları hangi din üzerineyse olduğu gibi, sorgulamadan, araştırmadan bu dine tabi olmaktadırlar. Ne büyük bir kayıp!
Kur’an’ın astından dinde kitaplar edinmek yüce ALLAH’a ve O’nun resulüne iftira atmaktır ki mutlak ki büyük bir cezası olacaktır.
11:18 Ve kim daha zalimdir kimseden; iftira attı ALLAH’a karşı bir yalan? Bunlar, arz edilir Rabblerine karşı; ve der şahitler/tanıklar: “İşte bunlardır kimseler; yalan söylediler Rabb’lerine karşı”; şüphe yoktur! Allah’ın laneti zalimler üzerinedir.
Yüce ALLAH’a yalan iftira etmek Kur’an haricinde dinde hüküm koymaktır. Yüce ALLAH adına helal ve haram koymaktır. Kur’an’da yer almadığı hâlde bir şeye haram demek yüce ALLAH’a iftira etmektir. İyi niyetli olmak iftira atıldığı gerçeğini değiştirmez.
16:116 Nahl suresi; Ve demeyin -dillerinizin yalan nitelendirdiği için- “şu helaldir; ve şu haramdır”; iftira atmak için Allah’a karşı yalan; doğrusu kimseler, iftira attılar Allah’a karşı yalan; iflah olmazlar/rahata erişmezler.
Kur’an’ın helal ve haramları dışında helal ve haramlar koyan her şey yüce ALLAH’a iftira atmaktır. Şimdi aşağıdaki ayeti iyi okuyun.
6:145 Enam Suresi; De ki: ‘Bulamıyorum bana vahyolunmuş şey içinde bir haramlık bir yemek yiyen kimse üzerine; ancak hariçtir olması ölü (leş) yahut akıtılmış kan yahut domuz eti -ki şüphesiz pistir- yahut bir sapkınlık olarak adak yapılmış onunla ALLAH’tan başkasına; ancak ihtiyaçtan mecbur kalırsa istismar etmeden ve sınırı aşmadan, muhakkak ki Rabb’in bağışlayandır, bol merhametlidir.
Peygamberimizin söyleyip söylemediği asla kesin olarak bilinemeyecek olan; varsayım olan, zan olan bir sözle midyeyi haram eden yüce ALLAH’a iftira etmiş olmuyor mu? Midyeyi haram diye yemeyenler yüce ALLAH’a iftira edenlere tabi olmuş olmuyor mu?
Elbette örnekler çokça artırılabilir.
43:44 Zuhruf Suresi; Ve doğrusu o (Kur’an) mutlak bir zikirdir/bir öğüttür/bir hatırlatmadır sana; ve kavmin için; ve yakında sorulacaksınız.
Sadece Kur’an bize farzdır.
28:85 Kasas Suresi; Doğrusu ki farz kıldı sana Kur’an’ı; mutlak döndürendir seni bir geri dönüş yerine; de ki: “Rabb’im bilendir kim geldi hidayetle/doğru yola kılavuzla; ve kim (geldi), o apaçık bir dalalet/bir yanlış içinde.”
Sadece Kur’an’a tabi oluruz. Kur’an’ın astından hiçbir kitabı dinde hüküm koyucu olarak kabul etmeyiz.
39:55 Zümer Suresi; Ve uyun/tabi olun en güzeline; Rabb’inizden size indirilene; önceden ki gelir size azap ansızın; ve sizler farkına varmazsınız.
7:3 Araf Suresi; Uyun/tabi olun Rabb’inizden size indirilene; ve uymayın/tabi olmayın O’nun astından velilere (yakın koruyucu arkadaşlara); öğüt aldığınız ne kadar az.
Yahudi ve Hristiyanların düştüğü şirk tuzağına yüce ALLAH’ın Kur’an’ı sayesinde düşmeyiz. Bizler sadece Kur’an’ın hükümlerine tabi olarak Kur’an’ı ayağa kaldırırız.
5:68 Maide Suresi; De ki: “Ey kitap ehli! Olmadınız bir şey üzerine; ta ki ayağa dikersiniz/ayağa kaldırırsınız Tevrat’ı ve İncil’i; ve Rabb’inizden sizlere indirileni; ve Rabb’inden sana indirilen (Kur’an) mutlak ziyade eder/artırır onlardan çoğunun tuğyanını/azgınlığını ve kâfirliğini; öyleyse üzülme/kaygı duyma kâfirler kavmi/toplumu üzerine.
Kur’an’ın mesajı anlaşılmasın diye kafa karıştırıcı sözler ortaya çıkacaktır.
41:26 Fussilet Suresi; Ve dedi kâfirlik etmiş kimseler: “Dinlemeyin/işitmeyin bu Kur’an’ı; ve anlamsız sözler söyleyin onda (Kur’an’da); belki sizler galip gelirsiniz.
25:30 Furkan Suresi; Ve dedi resul: “Ey Rabb’im! Şüphesiz benim kavmim-toplumum tuttular bu Kur’an’ı terk edilmiş.”
Furkan suresinin 30. ayetinin muhatabı olan insanlar kimdir yüce ALLAH aşkına? Muhammed peygamberin kavmi, toplumu kim? Ateistler mi, Deistler mi, Hristiyanlar mı, Yahudiler mi? Mutlak ki Muhammedî olduklarını söyleyen, Kur’an ellerinde olmasına rağmen onu anlayarak okumaktan aciz, Kur’an’ın dini hükümleri yerine başka kaynakların dini hükümlerine tabi olarak Kur’an’ı terk etmiş olanlar mı? Kısacası Muhammed peygamberin yüce ALLAH’ın resulü olduğuna inanmış olan bizleriz.
2:256 Bakara Suresi; Yoktur dinde zorlama; muhakkak ki belirgin şekilde ayrılmıştır doğruluk sapıklıktan; öyleyse kim kâfirlik eder (örter-gizler) tağuta ve inanır ALLAH’a o durumda muhakkak ki yapışmıştır kendisinde kopma olmayan sağlam kulpa ve ALLAH işitendir, bilendir.
88:21 Gaşiye Suresi; Öyleyse öğüt ver; sen sadece bir öğüt vericisin.
88:22 Gaşiye Suresi; Değilsin onların üzerinde bir musaytir (işlerin-gidişatın yöneticisi).
50:45 Kaf Suresi; Biz; biliriz onların dedikleri şeyleri; ve değilsin sen onların üstünde bir zorlayıcı; öyleyse, öğüt ver Kur’an’la; tehdidimden korkan kimselere.
Her bir kimse yaptığı ve yapmadığı şeyler konusunda hesaba çekilecektir. Dileyen dilediği şeye iman eder, dilediği şeyi inkâr eder. Elbette sonuçlarına katlanmak koşuluyla.
18:29 Kehf Suresi; Ve de ki: “Hak/gerçek Rabb’inizdendir; öyle ki kim diledi, o durumda iman etsin; ve kim diledi, o durumda inkâr etsin…”
76:29 İnsan Suresi; Doğrusu bu bir öğüttür/hatırlatmadır; öyleyse kim diledi; tutsun Rabb’ine doğru bir yol.
Şirk konusu o kadar önemli bir konudur ki mağara ve rakim yoldaşları üzerinden bile verilen mesaj tek tanrıcılık, haniflik olmuştur. Şirk konusu Kur’an’ın özüdür. Bu nedenle gençler şirk günahının büyüklüğüne vurgu yapmışlardır. Şirk konusunda çok dikkatli olun. Şeytanı gözardı etmeyin. Kimseye güvenmeyin. Kimseyi dinlemeyin. Yüce ALLAH’ın kitabını anlayarak okuyun.
Ahiret evreninde “Alemler için bir rahmet olan Kur’an’ı anlayarak hiç okudun mu? İçindeki hükümlere tabi oldun mu?” denildiğinde ne cevap vereceksin şimdiden düşün.
Hanif olarak Yüce ALLAH’a imana Kur’an’dan Cin Suresi’nden verilebilecek ayetlere örnekler ise:
72/2 Cin Suresi
“O doğru yola iletiyor; O’na iman ettik. Artık kesinlikle Rabb’imize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.”
يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ
Yehdi iler ruşdi fe amenna bih, ve len nuşrike bi rabbina ehada
(Cin) kelimesi, “örtülü”, “saklı”, “görünmeyen” anlamlarına gelen (cinnî) kelimesinin çoğuludur. Görünmedikleri için saklı varlıkların bir bölümüne (cin/cân) adı verilmektedir. Cinlerin, sanılanın aksine güçsüz oldukları, insanların onları gereksiz yere şımartıp daha da azgınlaşmalarına sebep oldukları, cinlerin çeşitli itiraflarından anlaşılmaktadır. 13. ayette ise, ALLAH’a güvenen insanlara hiçbir şekilde zarar veremeyecekleri belirtilmektedir. Burada sözü edilen cinler, sorumluluk sahibi kılınan görünmeyen varlıklardır.
72/18 Cin Suresi
Mescitler ALLAH içindir. O hâlde ALLAH’ın yanı sıra başka bir kimseye çağrıda bulunmayın.
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ
Ve ennel mesacide lillahi fe la ted’u maallahi ehada
Mescitler ve secde edilen yerler yani mekânı ve zamanı itibarıyla her bir ibadet, tevhide kodlanmalı, her türlü şirk unsurundan uzak tutulmalıdır. Din adına herhangi bir davranış sadece Yüce ALLAH içinse ibadettir. İçinde aracılık barındıran eylemler ibadet adını alamaz; sahibini ALLAH’a yaklaştırmaz, aksine uzaklaştırır.
Cin Suresi 20. Ayet
De ki: “Ben yalnızca Rabb’ime dua ederim ve hiçbir şeyi O’na şirk koşmam.”
قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَداً
Kul innema ed’u rabbi ve la uşriku bihi ehada.
Cin Suresi 21. Ayet
De ki: “Ben, size bir zarar verme ve sizi irşad etme (doğru yola getirme) gücüne sahip değilim.”
قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا رَشَداً
Kul inni la emliku lekum darren ve la reşeda.
Cin Suresi 22. Ayet
De ki: “Beni, ALLAH’a karşı hiç kimse koruyamaz ve ben asla O’ndan başka sığınacak bir yer bulamam.”
قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداًۙ
Kul inni len yucireni minallahi ehadun ve len ecide min dunihi multehada
Cin Suresi 23. Ayet
“Bana düşen sadece ALLAH’tan aldığım vahyi size duyurmak ve gönderileni iletmektir.”
اِلَّا بَلَاغاً مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ
İlla belagan minallahi ve risalatih, ve men ya’sıllahe ve resulehu fe inne lehu nare cehenneme halidine fiha ebeda.
Cin Suresi 24 Ayet
Uyarıldıkları şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha zayıf ve kimsesiz olduğunu bilecekler.
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِراً وَاَقَلُّ عَدَداً
Hatta iza reev ma yuadune fe se ya’lemune men ad’afu nasıren ve ekallu adeda.
ALLAH’ın ayetleri “mescitler sadece ALLAH’ındır, sadece Allah içindir” diyor demek ki, Mescitlerde sadece ALLAH’ın adı olabilir çünkü mü’minler sadece ALLAH’a kulluk eder ve sadece ALLAH’tan yardım diler. Cin suresinin zikrettiğim ayetleri Kur’an’ın özü olan ‘’Dini Yüce ALLAH’a özgülemek’’ kavramını iyice perçinliyor, Dua edelim Yüce ALLAH mühürlü kalplerin mührünü kaldırsın, aksi taktirde bu apaçık ayetleri bile ‘’İblis’in’’ aktivitesi ile göremeyip cehenneme yuvarlanacaklar. (Bakara/7, Araf/198 )
Şirk Hastalığı’na Tutulanlar Kendilerine Nasıl Zulmeder
35/31 Fatır Suresi
Sana Kitap’tan vahyettiğimiz, kendisinden öncekileri tasdik edici olarak gerçektir. Kuşkusuz ALLAH, Kullarından Haberdar Olan’dır, Her Şeyi Gören’dir.
وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ
Vellezi evhayna ileyke minel kitabi huvel hakku musaddikan lima beyne yedeyh, innallahe bi ibadihi le habirun basir
35/32 Fatır Suresi
Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Kitap’ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmederler, onlardan bir kısmı ortalama bir yol tutarlar, onlardan bir kısmı da ALLAH’ın izniyle hayırlarda önde giderler. İşte büyük fazilet budur.
ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ
Summe evresnel kitabellezinastafeyna min ibadina, fe minhum zalimun li nefsih, ve minhum muktesid, ve minhum sabikun bil hayrati bi iznillah, zalike huvel fadlul kebir
11/101 Hud Suresi
Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabb’inin emri geldiği zaman, ALLAH’tan aşağı yalvardıkları ilahları onları hiçbir şeyden kurtaramadı. Aslında, onların yalnızca ziyanlarını arttırdı
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَـمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّت۪ي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَۜ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْب۪يبٍ
Ve ma zalemnahum ve lakin zalemu enfusehum fe ma agnet anhum alihetuhumulleti yed’une min dunillahi min şey’in lemma cae emru rabbik, ve ma zaduhum gayre tetbib
Yüce ALLAH’ın gösterdiği yoldan gitmemek (Kur’an’ı tek rehber edinmemek), vahyin çağrısına uymamak (Allah’a karşı haddi aşmak) Kur’an’ın emir ve yasaklarına uymamak, bir insanın kendisine zulmetmesi olarak özetlenebilir.
Kur’an’ın mirasçısı olan müslümanların birkısmı kendilerine zulmetmektedir, yani Yüce ALLAH’a şirk koşmaktadır. Gerçekten de durum aynen ayette işaret edildiği gibidir. Bu kimseler Kur’an’a uyarız derler ancak yaşadıkları dinin Kur’an ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.
Evet; fırkalara bölünmüş, Kur’an’ın astlarından kitaplar edinen kimseler şirk belasına karşı risk altındadır. Esasen, bir kimseye Kur’an’ın miras olarak bırakılması bile büyük bir lütuftur. Aklını kullanan bir kimse ne yapar? Yüce ALLAH’ın kelamı olan bu kitap ne diyor anlayarak okumaya çalışır. Kur’an’ın emir ve yasaklarını baş tacı yapar. Din konusunda Kur’an’ın astlarından olan her türlü kitabı elinin tersi ile iter. Ancak kendilerine zulmeden bu kimselerin mirasçı oldukları Kur’an’ı terk ettiklerini görüyoruz. Kendilerine zulmeden kimselerin, yani Yüce ALLAH’a şirk koşan kimselerin Ashab-ı Meş’eme grubuna gireceği görünmektedir.
Yüce ALLAH’ın izniyle hayırlarla-iyiliklerle önde gidenler, Yüce ALLAH’a şirk koşma belasına bulaşmayan kullar Sabıklar (Sabikun) grubuna girecektir.
Kendilerine zulmetmeyen yani Yüce ALLAH’a şirk koşmayanlardan, iyiliklerde orta yolda giden (orta yol olsa da doğru yol olmalıdır) kimselerin ise Ashab-ı Meymene grubunda olacakları düşünülür.
39/44 Zümer Suresi
De ki: “Şefaat etme tamamıyla ALLAH’ın elindedir. Göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O’na aittir. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”
قُلْ لِلّٰهِ الشَّفَاعَةُ جَم۪يعاًۜ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Kul lillahiş şefaatu cemia, lehu mulkus semavati vel ard, summe ileyhi turceun
Şefaat Nedir?
- Şefaat yoktur; tüm şefaat Allah’a aittir. (39/44)
- Şefaat yoktur, ancak tanıklık amacıyla olması istisna.
Kur’an yukarıdaki her iki ifadeyi de içerir, ve Yüce ALLAH’ın astından, yaratılmış olan, Yüce ALLAH’ın kullarının abartılıp, tapanları kurtarma biçimindeki şefaat anlayışı Kur’an’da reddedilip, şefaat, Din Günü ilahi mahkemede yalnız başına yargılanan bireyler hakkında sadece TANIKLIK yapmaya indirgenmiştir.
Bunun delillerinden biri Mümtehine Suresi 4. Ayetidir: ‘’Fakat İbrahim’in, (müşrik olan) babasına söylediği şu söz size örnek olmaz: “Kesinlikle senin için bağışlanma dileyeceğim (Bu bir hatadır); ama ALLAH’tan sana gelecek bir şeyi engellemeye gücüm yetmez.” (İbrahim ile birlikte olanlar ALLAH’a şöyle dua etmişlerdi:) “Rabbimiz, sadece sana güvenip dayandık ve sana yöneldik. Dönüp varılacak yer, senin huzurundur.’’
İbrahim Peygamberin babası için bağışlanma dilemesi Yüce ALLAH tarfından olumlu bir davranış olarak görülmemiştir.
Benzer bir uyarı da Nuh Peygamber’e -oğlu için- yapılmıştır. (Hud Suresi 45-46) ‘’ Dedi ki: “Ey Nuh, o senin ailenden olamaz. Bilmediğin bir konuda benden istekte bulunman erdemli bir tavır değildir. Cahillerden olmamanı sana öğütlerim.” (Hud/46)
Şefaat, halkı putperestliğe saptırmak için sapkının etkili bir oltasıdır. Halbuki, ne İbrahim Peygamber babasına, ne Nuh Peygamber oğluna, ne de Muhammed peygamber amcalarına yardım edemedi.
Kur’an sapkın şefaat inancını reddeder; hiç bir yaratılmış, hiç kimseyi kurtaramaz. Bir kul tarafından şefaat edilerek kendilerini Yüce ALLAH’tan kurtarılacaklarına inananlar, Hz Muhammed (SAV)’in ahiretteki biricik şikayetine muhatap olacak ve umdukları şefaat tam tersine gerçekleşecek (25:30). Kur’an’a göre şefaat, gerçeğe tanıklık etmekten ibarettir (20:109; 43:86; 78:38). Unutmamalıyız ki her gün namazlarımızda okuduğumuz Fatiha suresiyle sadece Yüce ALLAH’tan yardım isteyeceğimize söz veriyoruz.
32/4 Secde Suresi
O ALLAH ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde/evrede yarattı. Sonra arşa istiva etti. Sizin O’ndan başka veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Hâlâ öğüt almaz mısınız?
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Allahullezi halakas semavati vel arda ve ma beynehuma fi sitteti eyyamin summesteva alel arş, ma lekum min dunihi min veliyyin ve la şefii, e fe la tetezekkerun.
Yüce ALLAH’ın evreni altı evrede yaratması büyük bir mucizedir, güneş sistemini, seb-i semavat’ı iki evrede, güneş sisteminin hazırlanması, bereketlendirilmesi dört evrede tamamlanmış olup toplam altı evredir. Bilimsel bulgular ve kanıtla tam bir uyum içinde olup bilimsel verilerle desteklenmektedir. Bu konuyu ilerde inşallah bir makalede anlatırım.
16/44 Nahl Suresi
Onları beyyinatla (açık kanıtla) ve kitaplarla gönderdik. Sana da zikri (Kur’an) indirdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin ki böylece düşünsünler.
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Bil beyyinati vez zubur, ve enzelna ileykez zikre li tubeyyine lin nasi ma nuzzile ileyhim ve leallehum yetefekkerun
Kur’an’ın açık bir delil, bir kanıt olması konusu Kur’an’da ALLAH’ın çokça buyurduğu bir husustur, Kur’an’ın bu kanıt olması konusunu ilerki makalelerde etraflıca ele alacağım inşallah.
35/10 Fatır Suresi
Kim izzet (onur/itibar) istiyorsa, bilsin ki izzet tamamen ALLAH’a aittir. Temiz sözler O’na yükselir. Düzgün iş onu yükseltir. Kötülük planı yapanlar için şiddetli bir azap vardır. Kurdukları düzenler boşa gidecektir.
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
Men kane yuridul izzete fe lillahil izzetu cemia, ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus salihu yerfeuh, vellezine yemkurunes seyyiati lehum azabun şedid, ve mekru ulaike huve yebur
1/2 Fatiha Suresi
Övülmeye değer olan yalnızca âlemlerin Rabbi ALLAH’tır.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ
El hamdu lillahi rabbil alemin .
1/5 Fatiha Suresi
Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ
İyyake na’budu ve iyyake nestain
Dua; çağırmak, seslenmek, yardım istemek demektir. Dua, ALLAH’a istek ve ihtiyaçlarını arz ederek O’nun lütfunu desteğini, bağışlamasını ve yardımını istemektir, insan dua etmeden önce kendisine düşeni yapmalıdır. Kendisine düşeni yapmadan ALLAH’tan bir şey istemek mü’mine yakışmaz.
Yine ALLAH’tan istenilen şeyin doğru bir şey olması gerekir: İstediği şeyi hak edip etmediğini, hakkı olup olmadığını dikkate almalıdır. Dua edenin, isteği kabul edildikten sonra, ALLAH’ı unutacak olması, duasının kabul edilmesine engeldir. Yüce ALLAH’ın yanı sıra başka bir kimseye veya şeye dua etmek şirktir
‘na’budu’ kelimesi kökü (عبد) olup ibadet etmek/kulluk etmek/tapınmak (worship), hizmet etmek (serve), ilahlaştırmak/taparcasına sevmek (idolize), köle olmak (enslave) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 685 (of 1303).
Ayette fiil olarak, 1. şahıs çoğul, geniş zaman kipinde gelmiştir. ‘Kulluk ederiz’ anlamına gelir.
‘İyyâke’ kelimesi ‘sadece sana’ demektir. Demek ki kulluk sadece ve sadece Yüce ALLAH’a yapılacaktır. Taparcasına sevmek, ilahlaştırmak/tanrılaştırmak, kölelik yapmak,
‘nestaîn’ kelimesi kökü (عون) olup yardım etmek/yardım talebinde bulunmak (help), yardım amaçlı destek vermek/talep etmek (support) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 771 (of 1303).
Ayette fiil olarak, 1. şahıs çoğul, geniş zaman kipinde gelmiştir. ‘İstekte bulunuruz yardım için/istekte bulunuruz destek için’ anlamına gelir.
Demek ki ilahi yardım ve destek sadece ve sadece Yüce ALLAH’tan talep edilecektir. O’nun astından hiçbir şeyden ilahi bir yardım, destek istenmeyecektir. Yüce ALLAH’ın astından peygamberlerden, ölmüş kimselerden, evliyadan/velilerden, imamlardan, tekkelerden, türbelerden, yatırlardan asla ilahi bir yardım istenmeyecektir.
Ayetin anlamını saptıran bazı müşrikler yardım/destek istemeyi ilahi anlamından çıkarıp sıradan işlerde de yardım istemenin işaret edildiğini iddia ederek müşrikliklerine kılıf hazırlarlar.
Örneğin; düşüp ayağını kıran bir kimse yandan geçen insanlardan yardım/destek isteyemez mi? Elbette ister. Müşrikler böylelikle derler ki: “Öyleyse biz de bu ayete rağmen Yüce ALLAH’ın astından kimselerden ilahi yardım isteyebiliriz.”
Ayette kastedilen şüphesiz ilahi destektir; ilahi yardımdır. Bir insan elinden gelen her şeyi yapacaktır. Mücadele edecektir. İnsanlardan elbette yardım talep edebilir. Tevekkül ve ilahi destek/yardım konusundaysa sadece Rabbinden yardım ve destek isteyecektir. Sadece ve sadece Rabbinden.
29/63 Ankebut Suresi
Eğer onlara: “Gökten su indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilten kimdir?” diye sorsan, kesinlikle “Allah” diyecekler. De ki: “Hamd ALLAH’a özgüdür.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar.
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ۟
Ve le in seeltehum men nezzele mines semai maen fe ahya bihil arda min ba’di mevtiha le yekulunnallah, kulil hamdu lillah, bel ekseruhum la ya’kılun.
12/106 Yusuf Suresi
Onların çoğu, şirk koşmadan ALLAH’a iman etmezler.
وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ
Ve ma yu’minu ekseruhum billahi illa ve hum muşrikun
Ayetle sabittir ki insanların çoğu maalesef Yüce ALLAH’a iman ederken imanlarına şirk bulaştırırlar yani Yüce ALLAH’ın astından olanları Yüce ALLAH’a ortak ederler, bunu bilmeden, düşünmeden, biz atalarımızdan böyle gördük öyleyse doğru olan budur düşüncesiyle yaparlar, oysa ki Yüce ALLAH müminlerin aklını kullanmasını, hanif bir imanla kendisine bağlanılmasını emreder.
4/48 Nisa Suresi
ALLAH kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında hak edeni bağışlar. Kim ALLAH’a ortak koşarsa, büyük bir günahla iftirada bulunmuş olur.
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْماً عَظ۪يماً
İnnallahe la yagfiru en yuşrake bihi ve yagfiru ma dune zalike li men yeşau ve men yuşrik billahi fe kadiftera ismen azima
Bu ayet te şirk konusunun hayati önemini anlamanıza umarım yardımcı olur.
2/136 Bakara Suresi
Deyin ki: “Biz; ALLAH’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve onların soyundan gelenlere indirilene; Musa’ya, İsa’ya ve diğer Nebilere Rabb’lerinden verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Ve biz O’na teslim olanlardanız.”
قُولُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَمَٓا اُو۫تِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۚ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
Kulu amenna billahi ve ma unzile ileyna ve ma unzile ila ibrahime ve ismaile ve ishaka ve ya’kube vel esbatı ve ma utiye musa ve isa ve ma utiyen nebiyyune min rabbihim, la nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimun.
Yüce ALLAH, O’na ibadet ederken ‘onun adının yanında başka hiçbir şeyin, hiç kimsenin adını anmayacaksınız, diyor. Namazda da ve dua ederken bu konuya azami dikkat edilmelidir.
6/116 En’am Suresi
Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar yalnız varsayıyorlar.
وَاِنْ تُطِـعْ اَكْثَرَ مَنْ فِي الْاَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ
Ve in tutı’ eksere men fil ardı yudılluke an sebilillah, in yettebiune illez zanne ve in hum illa yahrusun
Ayette Yüce ALLAH’ın buyurduğu üzere her zaman Kur’an’I rehber edinmeli, ‘çoğunluk böyle yapıyor, öyleyse doğrudur’ düşüncesiyle asla hareket etmemeliyiz, zannın peşine takılmamalıyız, çünkü zam ‘kanıt’tan uzaktır, ‘kanıt’ ta Kur’an’dır. Aklımızı kullanıp delille hareket etmeliyiz, bu kadar nettir aklımızı kullanmazsak düşeceğimiz yer cehennem olur.
3/20 Âl-i İmran Suresi
Eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben, bütün benliğimle ALLAH’a teslim oldum, bana tabi olanlar da.” Kendilerine kitap verilenlere ve kitap verilmeyenlere: “Siz de teslim oldunuz mu?” de. Eğer teslim olmuşlarsa kuşkusuz doğru yolu bulmuşlardır. Eğer yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca duyurmaktır. ALLAH, kullarını hakkıyla görendir.
فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّـبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟
Fe in haccuke fe kul eslemtu vechiye lillahi ve menittebean, ve kul lillezine utul kitabe vel ummiyyine e eslemtum, fe in eslemu fe kadihtedev, ve in tevellev fe innema aleykel belag, vallahu basirun bil ibad
31/6 Lokman Suresi
İnsanlardan, bilgisi olmadığı hâlde; ALLAH’ın yolundan saptırmak ve onu alay konusu edinmek için gerçeği boş hadislerle/sözlerle değiştirenler vardır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ
Ve minen nasi men yeşteri lehvel hadisi li yudılle an sebilillahi bi gayri ilmin ve yettehızeha huzuva, ulaike lehum azabun muhin.
7/3 A’râf Suresi
Rabbinizden size indirilene uyun. O’nun yanı sıra başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!
اِتَّبِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَ
Ittebiu ma unzile ileykum min rabbikum ve la tettebiu min dunihi evliya, kalilen ma tezekkerun
37/181 Saffat Suresi
Gönderilen bütün resullere selam olsun.
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ
Ve selamun alel murselin
“Namazın, yani ibadetin ardından” resullere selam etmekte, Yüce ALLAH’a eş veya yardımcı tutmadan övgüler okunmasında sakınca yoktur. Ancak sadece Yüce ALLAH’a ibadet ederiz ve bu ibadet sırasında başkasını övemeyiz. “Şefaat ya Resulullah” derseniz Yüce ALLAH’ın ayetine aykırı iş yapmış olursunuz ve hiç farkına varmadan şirke bulaşırsınız (Zümer/44).
7/194 A’râf Suresi
ALLAH’tan başka dua ettikleriniz sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü kimselerseniz haydi onlara dua edin de size karşılık versinler.
اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ عِبَادٌ اَمْثَالُكُمْ فَادْعُوهُمْ فَلْيَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
İnnellezine ted’une min dunillahi ıbadun emsalukum fed’uhum felyestecibu lekum in kuntum sadıkin
Şirk koşulanlar ‘kimseler’ olarak ifade edilmiştir ‘ellezine’, bu da bizlere Yüce ALLAH’ın kulları olan, dğer insanlardan farkı olmayan kimselerin ilahlaştırıldığını gösterir. Alemlerin Rabbi olan Yüce ALLAH’a insanları ortak koşan ‘sapkınlar’ ayette işaret ediliyor.
7/196 A’râf Suresi
Doğrusu benim veli’m ALLAH’tır ki indirendir kitabı ‘Kur’an’ ve O korur salihleri
اِنَّ وَلِـِّيَ اللّٰهُ الَّذ۪ي نَزَّلَ الْكِتَابَۘ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِح۪ينَ
İnne veliyyiyallahullezi nezzelel kitabe ve huve yetevelles salihin
Mü’minlerin Yüce ALLAH’tan başka veli’si olmaz, ‘O bize ‘veli’ olarak yeter, O bize yardımcı olarak yeter.’ Nisa/45
4/45 Nisa Suresi
ALLAH, düşmanlarınızı daha iyi bilendir. Veli olarak ALLAH yeter ve yardımcı olarak ALLAH yeter.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِاَعْدَٓائِكُمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَلِياًّۗ وَكَفٰى بِاللّٰهِ نَص۪يراً
Vallahu a’lemu bi a’daikum. Ve kefa billahi veliyyen, ve kefa billahi nasira.
7/197 A’râf Suresi
“O’ndan başka dua ettiklerinizin ne size yardım etmeye güçleri yeter ne de kendi nefislerine yardım etmeye.”
وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ
Vellezine ted’une min dunihi la yestetiune nasrakum ve la enfusehum yensurun
Ayetten de anlaşılır ki Şirk koşulan kimselerin ‘Vellezine’, nefisleri vardır ve şirk koşanlar gibi insanlardır. Ne kadar yazık!
7/198 A’râf Suresi
Eğer onları doğru yola çağırırsanız sizi duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.
وَاِنْ تَدْعُوهُمْ اِلَى الْهُدٰى لَا يَسْمَعُواۜ وَتَرٰيهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Ve in ted’uhum ilel huda la yesme’u, ve terahum yenzurune ileyke ve hum la yubsırun.
25/30 Furkan Suresi
Resul: “Ey Rabb’im, halkım bu Kur’an’a terk edilmiş olarak bıraktılar” dedi.
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً
Ve kaler resulu ya rabbi inne kavmittehazu hazel kur’ane mehcura.
Ahirette Peygamberimizin bu ifadesine muhatap olmamak için Kur’an’ı doğru anlamalıyız, sık sık okumalıyız ve şirkten mutlak surette uzak olmalıyız.
2/170 Bakara Suresi
Onlara, “ALLAH’ın indirdiğine uyun.” denildiği zaman onlar: “Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüz şeylere uyarız.” derler. Ya ataları akıllarını kullanmayan ve doğru yolu bulamamış kimselerse?
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَـتَّبِـعُ مَٓا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ
Ve iza kile lehumuttebiu ma enzelallahu kalu bel nettebiu ma elfeyna aleyhi abaena e ve lev kane abauhum la ya’kılune şey’en ve la yehtedun
Kur’an aklı kullanmayı, zandan ise uzak durmayı emreder. Ayete muhatap olan insanlar Kur’an’ın emrettiğini yapmayıp delile itibar etmeyen, sorgulamadan atalarından gelen geleneklere uyan ve Kur’an üzerinde gerçekten düşünmeyip aklını kullanmayanlardır.
8/22 Enfal Suresi
ALLAH katında, yaratıkların en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir.
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ
İnne şerred devabbi indallahis summul bukmullezine la ya’kılun
Alemlerin Rabbi Yüce ALLAH en doğrusunu bilir.

